“Hacca gitmeden hacı olmak” deriz ya… Asıl mesele yol değil, niyettir.
Gitmek de kalmak da nasip ama insan kendine sormalıdır:
‘Bu davete gönlümde ne ile gidiyorum; yüklerimle mi yoksa bırakabildiklerimle mi?’ Çünkü her yolculuk biraz vazgeçiştir. Kimi gururunu bırakır, kimi kırgınlığını… Aslında hafifleyen varır ve belki de en ağır yük; mahşere bıraktığın bir hesap ve helallik alamadığın bir gönüldür.
Davetin sahibi çağırıyorsa bir sebebi vardır. Belki de “Gel” derken “Kendine dön” diyordur.
Ve insan bir süre sonra anlar ki asıl varış, bir yere değil; bir hâle ulaşmaktır. Peki sen hangi haldesin?..’
Facebook’u dolaşırken karşıma çıktı bu paylaşım; ben de kendime göre yorumladım.
***.
‘GEL’ diyen davetin sahibine giderken, bizi iyi bir insan olmaktan uzaklaştıran nefsi arzular taşıyoruz içimizde: gurur, kibir, benlik vb…
‘KENDİNE DÖN’ ifadesi; bunlardan vazgeçiştir, temizlenmektir. Bizi iyi bir mümin olmaktan uzaklaştıran yüklerin, Kâbe-i Muazzama’ da terk edilmesidir.
‘ASIL VARIŞ BİR YERE DEĞİL, BİR HÂLE ULAŞMAKTIR’ sözünden bir anlam çıkarabilmek ve ‘PEKİ SEN HANGİ HÂLDESİN?’ sorusuna:
‘MÜSLÜMAN olarak gittim, iyi bir MÜMİN olarak döndüm.’ diyerek cevap verebilmektir.
***
Hacı unvanı almak kolay… ama ya hacılığı sürdürebilmek?..
O hiç de kolay değil.
Çünkü çevresi kusur işlememesini ister; davranış güzellikleri bekler. Doğruluktan, adaletten ayrılmamasını; kul ve yetim malı yememesini görmek ister.
Kötülüklerden, günahlardan kaçmasını da…
Hacca gidip dönen ve yaşantıları ile topluma iyi bir model olan, dolayısıyla ‘HACILIK’ unvanını taçlandıran; ‘İŞTE GERÇEK HACI BU’ sözüne muhatap olan çok kıymetli insanlar tanıyorum.
Bu insanları gördükçe içim huzur doluyor, mutlu oluyorum.
***
Ama ne yazıktır ki hacılığın gereklerini dönüşte yerine getirmeyenlerde var…
‘Hay senin gibi hacının…’ veya ‘Böyle hacı olmaz olsun!’ sözlerine muhatap olanlar da…
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk…’(“Buyur Allah'ım buyur!’’) telbiye duasını ‘leylek Allah’ım leylek’ olarak anlayanlar;
Hacda giyilen ihramı, tellakların hamamda giydiği beyaz peştamal sananlar; attıkları taşları da şeytana denk getirememiş olmalılar ki giderken taşıdıkları yükler arasından kafasını çıkartan ve arsızca sırıtan şeytanla beraber dolaşıyorlar aramızda.
‘PEKİ, SİZ HANGİ HÂLDESİNİZ? ‘demeden duramıyorum.
Ve
‘O kadar çok vebal alıyorsunuz ki, sizlere 49 veya 70 değil, bir kamyon dolusu taş atsak yetmez!’ diyorum.
***
Kâbe’ye varmak kolaydır belki…
Asıl zor olan, döndükten sonra gerçek bir hacı gibi yaşayabilmektir.
Çünkü gerçek hacılık; tavafın ardından insanın kendi nefsinin etrafında dönmeyi bırakabilmesidir.
Çünkü hacılık, alınan unvanda değil; hâlde belli olur. Bazı insanlar vardır; hiç hacca gitmemiştir ama ahlakıyla hacı gibidir.
Bazıları da gider gelir ama yaptığı, turistik amaçlı bir seyahatten ibarettir.
Allah hepimize gidip gelmeyi değil; değişip dönebilmeyi ve gerçek bir hacı gibi yaşayabilmeyi nasip etsin.