Bir üniversitede felsefe ve ahlak dersi veren bir hoca varmış. Bu hoca çok dobra ve espriliymiş. Yani öğrencilere bazen esprili, bazen de yaratıcı konuşmalar ve örneklerle ders anlatırmış. Bu dersler, hocanın tavrına ve üslubuna alışkın olmayan öğrenciler tarafından sevilmezmiş. Ancak birçok öğrenci için de okula gelme sebeplerinden biri hâline gelmiş. "Acaba bugün ne yapacak?" diye merak edip okula gelen öğrenciler de varmış. Konuları hocanın üslubuyla hocayla tartışabiliyorlarmış.
Bir gün hoca derse girmiş. Gözüne birkaç eksik öğrenci çarpmış. Aklına hemen bir şey gelmiş. Öğrencilere elindeki yeşil dosyayı göstererek, "Bu ders sırasında size bu dosyanın rengini soracağım, siz de 'kırmızı' diyeceksiniz." demiş. Öğrenciler şaşırmış.
"Hocam, yeşil dosyaya niye kırmızı diyoruz?" diye sormuşlar.
Hoca, "Siz beni dinleyin, dediğimi yapın. Bakın sonunda ne olacak." demiş.
Dersi anlatmaya başlamış. Tam o sırada eksik öğrencilerden biri sınıfın kapısından girmiş. Hoca, "Oo, hoş geldiniz efendim! Sizi burada görmek ne büyük şeref." diyerek her zamanki üslubuyla geç kalan öğrencisine takılmış.
Öğrenci de, "Hocam vallahi trafik vardı, o yüzden geç kaldım." diye bir mazeret sunmuş.
Bunun üzerine hoca önünde duran yeşil dosyayı kaldırmış.
"Arkadaşlar, söyleyin bakalım, bu dosyanın rengi ne?" diye sormuş.
Bir öğrenci kalkmış.
"Kırmızı." demiş.
Hemen arkasından başka bir öğrenci:
"Hocam, kırmızı." demiş.
Dört beş kişi böyle cevapladıktan sonra hoca, şaşkın şaşkın bakan ve olan biteni anlamaya çalışan geç kalan öğrencisine dönmüş.
"Sen söyle bakalım, bunun rengi ne?"
Öğrenci kendi kendine, "Ben mi yanlış görüyorum? Herkes kırmızı dediğine göre herhâlde benim bilmediğim bir şey var. Bir tek ben yeşil dersem rezil olurum." diye düşünmüş ve "Kırmızı." demiş.
Hoca dâhil tüm öğrenciler gülmeye başlamış.
"İşte toplum baskısı tam olarak budur." demiş hoca ve devam etmiş:
"Biraz önce hepiniz gerçeği biliyordunuz. Ama arkadaşınız, yanlış olduğunu gördüğü hâlde yalnız kalmamak için sizin peşinizden geldi.
Şimdi düşünün...
Günlük hayatta kaç kez siz de sadece çoğunluk öyle yaptığı için yanlış olduğunu bildiğiniz şeyleri yaptınız?"
Evet, geçenlerde bir filmde gördüğüm bir sahne ile yazıya başlamak istedim. İzlerken hem gülümsedim hem de bu sahne kafamda kocaman bir soru işareti oluşmasına neden oldu. Ayrıca üniversite hocasının eğitim tarzına hayran kaldım. Bana biraz çocukluğumu hatırlattı. Aile büyüklerim de beni bu tip sorularla, yani eğlenerek eğitmişlerdi. Bir hata yaptığımda bana kızmazlardı. Ama dillerinden de kurtulamazdım. Şimdi fark ediyorum ki bu soruların ve oyunların ne kadar değerli birer ders olduğunu... Çünkü bana kendim gibi olmayı, doğru bildiğimi söylemeyi öğretmişler.
Mesela ben olsam orada, "Hocam, dosya yeşil." derdim. Hatta kırmızı diyenlerle tartışırdım. Şimdi bazıları, "Onur, sen çok cesaretlisin. Herkes senin gibi değil." diyebilir. Ama bence bu cesaretten çok eğitimle ve çevreyle ilgili bir şey. Mesela toplum, engellenen bireylere, "Dur, sen şunu yapamazsın.", "Bu olmaz." diye ön yargı ve baskıyla yaklaşıyor. Çoğu zaman da engellenen bireyler, yapabilecekleri işleri bile bu baskı yüzünden yapamıyor. Yani yaşadığımız toplumda yanlış öğretilerle oluşan bu baskı olmasa ve biz "O ne demiş, bu ne demiş?" diye bakmasak birçok engel ortadan kalkacak.
Bakın sevgili arkadaşlar, yine kendimden örnek vereceğim. "Yapamazsın." denilen her şeyi denemeye ve yapmaya çalışıyorum. Mesela geçen hafta iki kutu boya alıp evin önündeki paslanmaya başlayan rampayı tek başıma boyadım. Çok uç bir örnek ama isteyince ve doğru aletlerle birçok şeyi yapmanız mümkün. Bu yüzden etraftakiler ne derse desin, yapabileceğinize inandığınız şeyleri deneyin. Anlattığım örnekte olduğu gibi, dosyanın rengini gördüğünüz gibi söyleyin. Çünkü unutmayın, bazen özgürlük, sadece yeşil olan bir dosyaya 'Yeşil' diyebilmektir.
Yazan Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Fatma Gül Demir – Bolçi’nin Katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…