Bir bilgeye sormuşlar: "En zor olan nedir?"

"Sözdür." demiş. "Söylemesi de zordur, anlayana ulaştırması da..."

Bir başka bilgeye de sormuşlar: "İnsanın başına gelecek en büyük nasip nedir?"

Bilge gülümsemiş:

"Herkesin bir şeyler anlatmak istediği şu yalan dünyada, seni gerçekten dinlemek isteyen birine rastlamaktır."

İşte benim bütün meselem de budur.

***

Yıllardır bu köşede kendim için değil, şehrim için yazıyorum. Bir makam beklentim yok, bir hesabım yok, bir çıkarım da. Hele hele iki kelam edeyim de gündemde kalayım gibi düşüncem hiç yok.

Herkesin bildiği, sağır sultanın bile duyduğu şehrimizin kronikleşmiş sorunlarını ve ihtiyaçlarını; hemşerimiz Neyzen Tevfik’in diliyle değil, bazen bizim Yunus bazen Nasreddin Hoca diliyle soruyorum.

Yaşadığım şehrin daha güzel, daha yaşanabilir olması için gördüğüm eksikleri yazıyor, ‘Çözüm bulabilir miyiz?’ diyorum.

***

Ne acıdır ki, şehrimizin meselelerini yazan Sayın Mehmet Demirci gibi nice kalem, gördüğü ilgisizlik karşısında sustu. "Ne değişiyor ki?" diyerek çekildi köşesine. Onları yadırgayamıyorum.

Çünkü insan, sesinin yankısını hiç duymayınca bir müddet sonra kendi sesinden de şüphe etmeye başlıyor.

Niye yalan söyleyeyim bazen ben de, Mevlânâ'nın şu sözlerinin gölgesinde buluyorum kendimi:

"Susmalıyım belki de... Kefenleyip bütün kelimeleri, cümleleri, mısraları gömmeliyim. Ne sahibiyim bu yerde ne de kiracı. Sadece bir ömürlük misafirim ben. Yüreğimiz kıymet bilene emanet."

Evet...

İnsan bazen susmayı da düşünüyor.

***

Ama sonra kendi kendime şu soruyu soruyorum: Bir öğretmen, öğrencisi anlamıyor diye ders anlatmaktan vazgeçer mi?

Toprağa atılan tohum, hemen filiz vermedi diye çiftçi ekmekten vazgeçer mi?

Hayır...

Ben de öğretmenim.

Ömrüm boyunca bildiğimi öğretmeye, gördüğüm yanlışı söylemeye, doğru olduğuna inandığım yolu göstermeye çalıştım. Emekli olunuyor belki ama öğretmenlik emekli olmuyor.

İşte kalem de bunun için elimde.

Belki bugün sesimiz duyulmaz. Belki yazdıklarımız bir karşılık bulmaz.

Ama inanıyorum ki, samimiyetle söylenen hiçbir söz kaybolmaz. Bugün duyulmayan bir cümle, yarın bir vicdanda yankı bulur. Yarınlarda da Bolu arşivinde okunur.

***

Ben inşallah yazmaya devam edeceğim. Çünkü susarsam sadece ben susmuş olmayacağım; gördüğüm yanlışlar da sessizliğe gömülecek.

Bir şehrin kaderini değiştirenler, çoğu zaman çok konuşanlar değil; doğru zamanda doğru sözü söylemekten vazgeçmeyenlerdir.

Ben de o sözü söylemeye devam edeceğim.

Duyan olur mu?

Bilmiyorum...

Ama bir kişinin bile yüreğine dokunabilirsem, bir kişinin bile "Bu şehir hepimizin." demesine vesile olabilirsem, inanırım ki; alkış almak için değil, şahitlik etmek için yazan kalemim görevini yapmış olacaktır.

Ne demişti Hz. Mevlana: ‘Yüreğimiz kıymet bilenlere emanet!’