Hakkı Kolludemiroğlu ağabeyimizin cenazesini defin için Çıkınlar - Akpınar Mahallesi Mezarlığı'na gittiğimizde, Adil Semercioğlu ağabeyimiz ile karşılaştım.
"Muharrem Hoca, geçmiş senelerde benim buradaki bir akrabam Naciye Hanım ile ilgili bir köşe yazısı yazmıştın. O yazı sonrası Osmanlı döneminden kalan bu mezar korumaya alındı. O yazıyı pek çok kişi okumamıştır. Tekrar yayımlar mısın?" dedi.
Mezarın başına gittik. Sayın Adil Semercioğlu, Sayın Recai Şenlik, Sayın Mansur Şen, Sayın Cemal Taylan, Sayın Mehmet Altındağ, Sayın Hüseyin Çavuşoğlu ve Sayın Ahmet Uğur ile beraberce dualarımızı ettik.
Fotoğrafı da birader Anahtarcı Emin’den çekmesini rica ettik.
***
Aşağıda okuyacağınız köşe yazımı rahmetli Zekai Konrapa’nın Bolu Tarihi kitabından esinlenerek yazmıştım.
Rahmetli Konrapa kitabında Hafız Düriye’den bahsetmiş. Ben de aynı şekilde Düriye olarak yazdım. Ancak yazımı okuyan ve Çıkınlar Mahallesi’nde yaşayan akrabası rahmetli Hüseyin Turan ağabeyim, "Hocam, yazında hata var. Bahsetmiş olduğun isim Düriye değil, Naciye olmalıydı." dedi.
Bu konu ile ilgili Sayın Murat Peçenek’i aradım. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilgiler Eğitimi Bölümü öğretim Üyesi Dr. Hamdi Birgören’e kitabeyi daha önce okutmuş; bana gelen mesajda aynen şöyle yazıyordu:
"Hüve’l Baki
Hazret-i Pir Şaban-ı Veli
Hazretlerinin post-nişini
Şeyh Ataullah Efendi’nin
Halilesi Bolı eşrafından
Ramazan Beg-zade Tevfik Beg
Efendi’nin kerimesi merhume
Naciye Hanım’ın ruhiyçün
Rızaenlillahil’fatiha
Sene 1323 Recep-i Şerif 15"
Mezarın kitabesinden yola çıkarak, tarihe doğru not düşebilmek amacıyla ilk yazdığım köşe yazımdaki tarihi değiştirmeden ama DÜRİYE ismini NACİYE olarak değiştirerek tekrar yayımlıyorum.
HAFIZ İSMAİL İLE HAFIZ NACİYE
Sormuşlar "Aşk nedir?" diye.
Âşık, şöyle derinden bir "ahhhhh" çekmiş ve "Aşk, acı çekerken mutluluk duymaktır." demiş.
İşte böyle...
Aşk, insanoğlunun yaratılışından itibaren hep olmuş, Mecnunları Leyla için çöllere düşürmüş, Şirinler için Ferhatlara dağları deldirmiş.
Kitaplara konu olmuş aşkın bir örneği de 1800'lü yıllarda Bolu'muzda Çıkınlar köyünde (Çıkınlar Mahallesi) yaşanmış. Ve Zekai Konrapa'nın Bolu Tarihi kitabının satır aralarında yer almış.
Bakalım neler olmuş...
ÇIKINLARLI TEVFİK BEY
1800'lü yılların Ramazanlarında ziyafetler vermek, zengin konaklarında imamlar tutmak gibi millî ve dinî ananeler köylere, köylerdeki zenginlere kadar yayılmış.
Çıkınlar köyünde de Tevfik Bey adında bir derebeyi yaşarmış.
Malsa mal, para ise para, alabildiğince zenginmiş.
Paranın itibar görmediği yer mi var?
Tevfik Bey'in de hükûmette sözü geçer, jandarma ve tahsildarlara kendini saydırırmış. Zenginliğinin yanında, bir tarikata bağlılığı ve dervişliği de itibarına itibar katarmış.
Rivayete göre, midilli cinsinden küçük bir hayvana biner, köyden çarşıya gelirmiş.
Kalaycılar Çarşısı'ndan (bugün Bolu Belediyesi'nin olduğu yer) özellikle geçer, kostaklanarak zenginliğini herkesin görmesini istermiş.
KIZIMA HOCALIK YAP
Çarşıda zenginler Ramazanlarda ziyafetler verirlerken, paralarına kıyıp imamlar tutarlarken; Çıkınlarlı Tevfik Efendi ziyafetler vermesin mi, hafızlar tutmasın mı?
Şehirlide olan, Tevfik Bey'de olmasın mı?
Hemen Göynüklü Hafız İsmail Hakkı Efendi'yi konağında görevlendirmiş.
Hafız'ın güzel ve tatlı sesini gelenlere dinlettirdiğinde gurur duyarmış. Hafız'ı da bir ayrı severmiş.
Sayılı gün değil mi? Ziyafetlerdi, sohbetlerdi derken günler gelmiş geçmiş, on bir ayın sultanı Ramazan bitmiş.
Fakat Tevfik Efendi, Hafız İsmail Efendi’yi göndermemiş. Ondan kızı Naciye Hanım'a hocalık yapması için kalmasını istemiş.
SEVGİLERİ FİLİZLENMİŞ AŞK OLMUŞ
Ee erenler! İstemiş istemesine de olanlar ondan sonra olmuş.
Hafız İsmail Hakkı Efendi, Naciye Hanım'a sevdalanmış; Naciye de ona...
Bu münasebet ve yakınlık iki gencin ruhunu derin bağlarla bağlamış. Temiz ve masum bir sevgi başlamış.
Uçsuz bucaksız bir çölde, suya hasret kalmış insanların pınara koştukları gibi koşmuş iki gencin gönülleri birbirlerine. Çorak toprakların rahmetle buluşmayı beklediği özlem misali, sevgi yağdırmışlar birbirlerinin üzerlerine.
Allah'ın kitabını daha bir şevkle okuyup gazelleri daha büyük bir aşkla söyler olmuşlar, coştukça coşmuşlar. Sevgileri filizlenmiş, aşk olmuş.
Yetmemiş…
Kara sevda olmuş, gönüllerine de sığmaz olmuş.
MÜNASİPTİR DEMİŞLER
Hafız İsmail Hakkı Efendi İslam usul ve ananesine saygılı ya, gitmiş büyüklerine: "Efendim, ben ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim evin kızına âşık oldum. Gönlüme söz geçiremiyorum, ne buyurursunuz?" demiş.
Dinlemişler...
Ve bu masum isteğe saygı göstermişler, hoş karşılamışlar; "Münasiptir." demişler.
Aralarında toplanıp Çıkınlarlı Tevfik Bey'in evine varmışlar. "Allah'ın emri, Peygamber'in sünneti ve İmam-ı Azam'ın içtihadı ile" babasından Hafız Naciye’yi Hafız İsmail Hakkı Efendi'ye istemişler.
İstemişler istemesine de…
Hafız'ın talebi, kızın babası tarafından şiddetle reddedilmiş.
Çıkınlarlı Tevfik Efendi kükremiş: "Efendim, davul bile dengi dengine çalar," demiş. Ve Hafız konaktan gönderilmiş.
TEVFİK BEY TAŞ, TEVFİK BEY SAĞIR
Hafız İsmail Hakkı Efendi ve Hafız Naciye'nin önüne geçilmez aşkları, Leyla ile Mecnun misali Bolu’da kulaktan kulağa yayılmış, anlatılır olmuş.
Şehrin ileri gelenleri, şeyhleri, dervişleri, hacısı hocası işlerini güçlerini bırakıp "Bu iş böyle olmaz, iki genç birbirine sevdalanmışlar, birbirlerine bağlanmışlar. Bizim görevimiz bu iki genci birleştirmektir." demişler.
Tevfik Efendi'yi yumuşatmak için ellerinden ne geliyorsa yapmışlar.
Ancak nafile! Tevfik Bey taş, Tevfik Bey sağır!
Nuh demiş, Peygamber dememiş.
Hafız’ı kendisine damat yapmayı şahsî asaletine yakıştıramamış. "Gazel okuttuğum bir hanende, ailemizin içine girebilir mi, bize emsal olabilir mi?" diyerek kızı Naciye’yi kesinlikle İsmail Hakkı'ya vermeye yanaşmamış.
Çaresiz kalmış âşıklar...
İki hafızın aşklarını Bolu duymuş. Ama Tevfik Efendi duymamış, kaya gibi sert yüreği yumuşamamış.
BENİM SELAMIMI İSMAİL HAKKI’M VERSİN
Gel zaman git zaman Çıkınlarlı Tevfik Efendi kızını bir memurla evlendirmiş.
Kendisi kendisinde olmayan, ne yana baksa İsmail Hakkı'sını gören Hafız Naciye, düğünden 27 gün sonra, genç yaşında ve gözlerinden yaşlar akıta akıta; şairin dediği gibi "Bir yere kadar yaşamak güzel. Ama bir yerde ölüm daha güzel," diyerek "elveda" demiş dünyaya.
Çünkü Tevfik Efendi yüz bin cefa etse de Naciye, İsmail Hakkı’yı "Yer ve gök aşkıma şahit olsun" diyerek sevmiş bir kere.
Bolu Bolu olalı böyle bir aşka, böyle bir sevdaya tanık olmamış. Bolu üzgün, Bolu’da yaşayan âşıklar üzgün...
Ama sonrası daha bir hüzün vermiş, içleri dağlamış. Hafız Naciye’nin ölmeden önce bir vasiyeti var ki âşıkların yüreği dayanmamış.
Demiş ki: "Eğer ölecek olursam benim selamı, dünyada kavuşamadığım İsmail Hakkı’m versin."
HAFIZ ÜZGÜN, HAFIZ PERİŞAN
Acı haber İsmail Hakkı'ya ulaştırılmış. Hafız üzgün, Hafız perişan, Hafız bitkin, Hafız çaresiz...
Nasıl olmasın ki! Naciye’nin ölüm salasını vermek kolay mı?
O zaman Aktaş dergâhında (şimdiki Aktaş Camisi'nin olduğu yer) ikamet etmekte olan İsmail Hakkı Efendi, gözyaşları içerisinde minareye çıkmış, bir sala vermiş ki duyan ağlamış, duyan koşmuş.
Hafız Naciye ile Hafız İsmail Hakkı Efendi'nin masum aşklarının akıbetini bütün Bolu halkı duymuş. Sevdiği Naciye’sini toprağa veren İsmail Hakkı Efendi, yüreğine taş basmış.
Ama can hasret kadehini içer, göz ayrılık gözyaşlarını döker olmuş ve Bolu'yu terk edip Şam'a yerleşmiş.
HER FATİHA İKİ ÂŞIĞI KAVUŞTURUR
Ya dostlar işte böyle; aşk, insanoğlunun yaratılışından itibaren hep olmuş.
Zaman zaman sevenler birbirlerine kavuşmuşlar.
Fakat zaman zaman da Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Hafız Naciye ve Hafız İsmail Hakkı Efendi gibi gönül bahçelerinde birbirine uzanan ama birleşemeyen çiçekler misali eriyip gitmişler.
Hafız İsmail Hakkı'nın mezarı nerededir bilinmez.
Fakat Hafız Naciye, Çıkınlar - Akpınar Mahallesi Mezarlığı'ndaki istirahatgâhında âşıkların duasını bekler...
Okunacak bir Fatiha, ahir âlemdeki Hafız Naciye’nin de dünyada birbirlerini sevip hasret çekenlerin de Çıkınlarlı Tevfik Bey gibilerin de gönüllerine yağan rahmet olur.
Bakarsınız, her okuduğunuz Fatiha iki âşığı kavuşturur.
Kim bilir?
Kaynak: Zekai Konrapa'nın Bolu Tarihi kitabı.
20.07.2015
Muharrem Demirel
