
Geçtiğimiz hafta İzzet Baysal Caddesi ve bisiklet yolu ile ilgili kaleme aldığım köşe yazımın altına bir okuyucum, konunun dışına çıkıp yaptığı yorumuna, “…Sizin gibiler bu zihniyet ile giderse bizden bir cacık olmaz…” diyerek başlamış.
Ben de caddenin kullanımı konusundaki fikrimi, “Keşke bu tür yapıcı eleştiriler olsa, sayıları çoğalsa. İnanınız, o zaman çok güzel cacıklar olur. Şehrimiz de ülkemiz de hak ettiği yeri bulur.” diyerek cevap verdim.
***
Bu tatlı atışma ve okuyucumun “cacık” kelimesi, kimin aklına ne getirir bilmem ama benim aklıma rahmetli Barış Manço’nun “Sözüm Meclisten Dışarı” şarkısını getirdi.
Rahmetli Manço, hıyar ve cacık arasındaki o müthiş uyumu yakalarken, argoda “enayi”, “kaba” veya “akılsız” anlamlarına gelen “hıyar” kelimesini adeta ters yüz ederdi.
Şarkısında, ‘…Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum.’ diyerek kendisini bir hıyar yerine koyması ve bütün denizlerimizi içine alan bir cacık benzetmesi yapması mükemmeldi.
Hele hele; ardından da insanın kendisini memleketine faydalı bir değere dönüştürmesi gerektiğini anlatan o güzel mesajını "Hani beni kırka yarıp yine kırka bölseler / Kırk bin bostana gübre diye serpseler / Kırk bin ot biter de kırk bin derde deva olur diyorum." ifadesi ile birleştirip vermesi ise muhteşem incelikti.
***
Eleştiriyi incitmeden yapan okuyucular, bisikletliler, ekmek parası peşinde olan işyerleri ve kuryeler cadde de tedirgin olmadan dolaşmak isteyen vatandaş…
Hepimiz aslında o büyük bostanın birer parçasıyız.
Birbirimizi kırıp dökmek yerine, yapıcı eleştirilerle harmanlandığımızda ortaya, “Bizden cacık olmaz.” diyenleri bile ikna edecek kadar muazzam bir toplumsal birliktelik çıkıyor.
Yeter ki Barış Manço’nun şarkısındaki ince mesajı anlayalım. Kendimizi bu memleketin toprağına, bostanına katabilecek ve sonunda “derde deva” olabilecek kadar fedakâr olmaya adayalım.
***
İşte bu devalardan biri de güzel Bolumuzda, ısrarlı takibimiz sonucunda nihayet filizlendi.
Yıllardan beri atıl durumda olan, “Bugün yapılacak, yarın kurtarılacak.” denilerek adeta kaderine terk edilen tarihî ve kültürel mirasımız KIZILAY HAMAMI’ nı bilirsiniz.
Bu konuyu köşemizde defalarca dile getirdik. Bıkmadan, usanmadan yazdık.
Sağ olsun, Bolu basını ve kamuoyu da başından beri bu çığlığa ses oldu, ısrarla üzerine gitti.
Ve nihayet…
O beklenen restorasyon izni çıktı! Anladığım kadarı ile şimdi hiçbir bürokratik engel kalmadı. Şimdi, bütün gözler KIZILAY da…
Demek ki neymiş?
Bazı meselelerde, “ Ne haliniz varsa görünüz, bizden zaten bir şey olmaz.” deyip köşemize çekilmeyecekmişiz. Eğer şehrimizin bir derdi varsa, ona deva olmak için konuyu inatla, ısrarla takip edecekmişiz.
***
Kıymetli Dostlar!
Eğer şehrimizin dertlerine gözümüzü kaparsak, affedersiniz ama o kaba tabirle sadece birer “hıyar” olarak kalırız ve hakikaten de bizden bir cacık olmaz.
Ama ne zaman ki Kızılay Hamamı örneğinde olduğu gibi şehrimize sahip çıkar, sorunlara deva olmak için elimizi taşın altına koyar ve BİRLİKTEN DOĞAN o MUAZZAM GÜCÜ gösterirsek, işte o zaman bu topraklarda tadına doyum olmaz, çok güzel “cacıklar” olur.
Bolumuz da ülkemiz de hak ettiği kültürel zenginliğe, şehir bilincine ve güzelliklere işte böyle ısrarlı adımlarla kavuşur.
“Sözüm meclisten dışarı, dostlar…” diyorum ve şu cümleyi de söylemeden geçemiyorum:
Niyetimiz yapıcı olmaksa, bizden çok güzel cacık olur!
09.08.2026
Muharrem Demirel