Nihat Yetkin Bey ile karşılaştığımda, “Hocam şehrimizi geceleri kötü bir koku sarıyor. Daha önceleri birkaç defa yazmıştınız, bu konuyu bir defa daha kaleme alır mısınız?” demişti.
İsmail Atban Bey ise bir yazımın altına, “...Bolumuzu sıcak havalarda saran pis koku ve Büyüksu’nun pisliğini de kaleme alırsanız memnun oluruz.” yorumunu bırakmıştı.
Bizden ses çıkmayınca bu defa Nihat Bey, geçtiğimiz hafta kendi sosyal medyasından şu paylaşımı yapmış: “Yine saat 11.30'da başlayan yoğun bir tavuk atıkları kokusu. Sıcak havada koku yüzünden balkon kapısı ve pencereleri kapatmak zorunda kalıyoruz. Maalesef Çevre İl Müdürlüğü ve Bolu Belediyesi yıllardır bu sorun ile ilgili bir çözüm üretemedi.
'Tabiatın Kalbi Bolu' mottosuyla bu durum hiç örtüşmüyor.”
***
Önce bir kokladınız, kokuyu aldınız.
Sonra…
İkinci bir koku daha denemek istiyorsunuz, o kokuyu da alıyorsunuz. Sonraki denemelerinizde bir bakıyorsunuz; ya burun koku almaktan vazgeçmiş ya da koku salınımı bitmiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.
Niye mi?
Parfüm sanatı ile uğraşanlar şöyle diyor: “Birkaç ayrı koku kokladıktan sonra burun tarafsızlığını, hassasiyetini kaybetmeye başlar; kokuları karıştırırsınız. Bu durumda arada bir durulur ve burun hafızası sıfırlansın diye kahve koklanır.”
***
Şehrimizin koktuğunu söyleyip yazanlar var; işin doğrusu, gerçekten kokuyor da. Bu durum yıllardan beri devam ediyor. Sosyal medyada isyan büyüyor.
İnsanlar en doğal hakları olan temiz hava hakkından mahrum kalıyor, sıcak yaz gecelerinde evlerinde adeta hapis hayatı yaşıyor.
Ama devletimizin ve milletimizin temsilcileri, vatandaşın yanında "taraf" olmaları gerekirken, bu konuda ellerinde büyük yaptırımlar olduğu bilinmesine rağmen sanki tarafsızlığını kaybetmiş, hassasiyeti azalmış birer burun gibiler.
Ne yapalım? Kapılarını çalıp kendilerine taze çekilmiş birer kahve mi sunalım?
***
Evin gelini; bir mutfağa, bir sofraya, bir salona ikram için koştururken heyecandan yüksek sesle yellenir. Gelin çok mahcup olur; kaynanasına, “Ana bu kapı çok gıcırdıyor, yağlamak lazım,” diyerek mahcubiyetini bastırmaya çalışır.
Kaynana eski kurt, kaçın kurası... Yer mi? Der ki: “A be gelin kızım, haydi sesini kapı gıcırtısına bir şekilde uydurdun ama kokusunu nedecez!”
***
Kokulara neden olanlar, işlerini bir yolunu bulup kitabına uyduranlar ve bu soruna göz yuman yetkililer!
Kendi ihmallerinizi ve mahcubiyetinizi bastırmak uğruna ne kadar teknik veya bürokratik bahane bulursanız bulunuz, ortada çok net bir gerçek var. Çeşitli gerekçelerle gözleri ve kulakları başka yöne çevirebilirsiniz belki; peki ama şehrin üzerine kâbus gibi çöken bu ağır kokuyu ne yapacaksınız?
"Tabiatın Kalbi Bolu" sloganına inanıp şehrimize nefes almaya gelen misafirlerimize bu durumu nasıl anlatacağız?
Bir şekilde, yukarıdaki hikâyedeki gibi "sesi" kapı gıcırtısına uyduruyoruz ama bu kokuyu neye uyduracağız?
Lütfen artık bir çözüm!