Ağustos ayı gelip çattığında, bu toprakların bağrında uyuyan şüheda sanki bir başka uyanır.

Rüzgâr daha sert eser, hilal gökyüzünde daha mağrur parlar.

Çünkü Ağustos, Türk’ün tarih sahnesindeki mühür ayıdır. Takvimdeki sıradan bir yaprak değil; Malazgirt’ten Dumlupınar’a uzanan büyük bir tarih yürüyüşünün adıdır.

Asırlar geçer, devletler kurulur ve yıkılır. Dünya haritaları değişir.

Ama...

Anadolu topraklarında Vatan, bayrak sevgisi, istiklal tutkusu ve millet olma şuuru değişmez.

***

Tarih: 26 Ağustos 1071.
Bir yanda kökleri Olimpus Dağı’nın karanlığına gömülmüş Bizans, diğer yanda Tanrı Dağları’nın hür rüzgârını arkasına almış: Başbuğ Alparslan!

Beyaz kefenini zırh yapıp ordusunun önüne düşen o kutlu irade, Malazgirt ovalarında yalnızca bir savaş kazanmadı.

Şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun;

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,
Anadolu başlar, vatan olmaya...’’ dediği gibi Anadolu’nun kaderini değiştirdi.

***

Tarih: 30 Ağustos 1922.
Aradan tam 851 yıl geçmiş.
"Size öyle bir vatan aldım ki; ebediyen sizin olacaktır." diyen Başbuğ Alparslan’ın Anadolu’su işgal altında.

Kuşatanlar Olimpus’un çocukları, kuşanıp ayağa kalkanlar yine Tanrı Dağı’nın öz evlatları...

Ve tarihin başka bir sayfasında, bu kez Dumlupınar’ da, Kocatepe’ de kükreyen bir Başbuğ var:

Mustafa Kemal Atatürk!

İzmir’in dağlarında çiçekler açtıracak o büyük taarruzun emrini verirken, aslında 1071’deki Alparslan’ın "Size öyle bir vatan aldım ki; ebediyen sizin olacaktır." sözünü yerine getirip ebedi vatanımızı işgal eden düşmanlardan temizliyordu.

***

Gözünü vatana, millete, bayrağa dikmiş bir sevdalı için Malazgirt’teki irade neyse, Kocatepe’deki azim de odur.

Çünkü Alparslan’ın damarındaki asil kan neyse, Mustafa Kemal’in göğsündeki sarsılmaz iman da odur!

Kan, yine aynı kandır.

Büyük vatan şairi Namık Kemal’in “Ecdadımızın heybeti maruf-ı cihandır, fıtrat değişir sanma! Kan yine aynı kandır.” diyerek haykırdığı o hakikat, bugün her birimizin damarında bir muhafız gibi nöbettedir.
***

Ne mutlu vatan, millet bayrak sevdalılarına!

Ne mutlu hiçbir ayrım yapmadan, günahı ve sevabı ile ecdadına topyekûn sahip çıkanlara!
Ve ne mutlu Başbuğ Atatürk'ün o kutlu mirasını idrak edip, “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!” nidasını arşa ulaştıranlara!