Şehir sınırlarına adım attığınız anda sizi kucaklayan o yemyeşil ormanlar, "merhaba" diyor görenlere...

Yüce Allah, sanki şehrimize biraz torpil geçmiş; bizlere dört bir yanımızı saran yemyeşil ormanlar bahşetmiş.

Ancak şehrimizin güneyine doğru baktığınızda insanın içini burkan bir manzara var. Yemyeşil örtünün ortasında açılmış olan kum ocakları hem doğayı yaralıyor hem gözümüzü hem de gönlümüzü...

***

Bolu İl Özel İdaresi’nin ve Bolu Belediyesi’nin açmış oldukları bu kum ocaklarını Köroğlu görse:

"Ey Bolulular! Tamam, ben Köroğlu’yum.

Ama benim babam Seyit Yusuf kördü, ben kör değildim. Köroğlu unvanı ile tanındım; haksızlığa, merhametsizliğe karşı durdum.

Sizin gözleriniz de benim gibi görüyor ama gönülleriniz artık hissetmiyor mu, ne?" diye seslenirdi herhalde bizlere.

***

"Hocam şehrimizin ihtiyacı buradan karşılanıyor, ne yapalım kapatalım da işler dursun mu?"

Durmasın!

Ancak nakliyeden, akaryakıttan tasarruf edelim derken bu alanlar her geçen gün biraz daha genişliyor. Bolu’nun doğasına hançer vuruluyor.

Elbette şehirlerin ihtiyaçları vardır. Yol, inşaat yapılacaktır, üretim olacaktır. Buna kimsenin itirazı da yok.

Fakat sormak isterim:

Bu iki kum ocağı zengin bir tabakaya denk gelmiş olmalı ki her geçen gün durmadan genişliyor.

Peki, nereye kadar gidecek?

İhtiyaçları karşılarken tabiatı korumanın da bir ihtiyaç olduğu ne zaman akıllara gelecek?

***

Bugün Avrupa'nın birçok gelişmiş ülkesinde bir maden veya kum ocağı açılmadan önce uzun çalışmalar yapılıyor.

Görsel etkisi araştırılıyor, çevreye vereceği zarar hesaplanıyor, mümkün olduğunca insanların gözüne çarpmayacak çözümler aranıyor.

Çünkü onlar tabiatın sadece bugünün değil, yarının da emaneti olduğunu biliyor. Açılan ocakların ıslah ve peyzaj çalışmalarından ancak 60 ila 100 yıl arasında eski haline döneceğini de...

***

Kimseyi kırmak, yermek, eleştirmek veya kötülemek gibi bir düşüncemiz yok. Sadece düşüncelerimizi köşemizden paylaşırken bir şeyler göstermek, düşündürmek, hatırlatmak ve dikkatleri çekmek istiyoruz.

Demem o ki:

Belki her şey mevzuata uygundur. Ormanın bağrında açılan yaraların kapanması için çalışmalar da yapılıyordur.

Ama bazen bir işin sadece yasal olması yetmez; vicdanlarda da karşılığının olması gerekmez mi?

Bolu'nun güzelliğiyle övünüyorsak o güzelliği korumayı da görev bilmeliyiz. Çünkü ormanlar bir günde yetişmiyor. Ama işin kolayına kaçmak ve ihmaller, yılların emeğini kısa zamanda yok edebiliyor.

***

"Doğa, bize dedelerimizden miras kalmadı, onu torunlarımızdan ödünç aldık." Bu Kızılderili atasözü çok anlamlı bir mesaj veriyor bizlere.

Yani bu eşsiz tabiat miras değil, emanettir. Emanete sahip çıkmak ise sadece kanunların değil, vicdanların da görevidir.

Şehrimiz kıymet bilenlere emanet!

14.06.2026
Muharrem Demirel