Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yaşanan o olayda, saldırgan öğrencinin sokakta göstere göstere elinde taşıdığı o tüfek var ya… Aslında yalnızca bir silah değildi. Hepimize yöneltilmiş kocaman bir soruydu.

Velilere; “Çocuğunuzun kalbinde ne ya da neler birikiyor, fark ediyor musunuz?” diye soruyordu.

Sokakta karşılaştığı insanlara; “Bir çocuğun elindeydim beni nasıl görmezden geldiniz?” diyordu.

Elleri kolları bağlanan öğretmenlere; “Her adımda veli şikâyeti ve bürokrasi korkusuyla nefes alamazken, bu çocukların içlerinde taşıdıkları yükleri fark edecek o mesleki güvenceyi size kim verecek?” diye haykırıyordu.

Ve en nihayetinde Milli Eğitim Bakanlığı’na; İmamı Gazali’nin, "Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder." sözünü hatırlatıyor, kabuğa değil özüne bakmalarını istiyordu.

Belki de hepimize birden: “Ben buraya nasıl geldim?” diyordu.

***

Şimdi hep birlikte güvenlik kameralarını konuşuyoruz; turnikeleri, X-ray cihazlarını, polisiye tedbirleri…

Elbette konuşmalıyız.

Çocuklarımızın güvenliği için alınabilecek her tedbir değerlidir. Ama meseleyi yalnızca okul kapısına sıkıştırıyor, büyük resmi kaçırıyoruz.

Çünkü şiddet çoğu zaman okul kapısından başlamıyor; çocuklarımızın zihninde büyüyor.

Evde duyduğu bir sözle, sokakta gördüğü bir davranışla, akranlarından gördüğü zorbalıkla, ilgisizlikle, sevgisizlikle, değersizlik duygusuyla, biriken öfkeyle okulun kapısından içeri giriyor.

***

Her çocuğun hikâyesi aynı değil ki. Kimi sevgiye aç geliyor sınıfa. Kimi aile içi sorunlarını içinde taşıyor. Kimi kendisini değersiz hissediyor. Kimi öfkesini saklıyor. Kimi ise yardım istemeyi bile bilmiyor.

Şimdi söyleyin bana…

Bir güvenlik kamerası çocuğun içindeki yalnızlığı görebilir mi? Bir turnike, aile içinde yaşanan bir sorunu durdurabilir mi? Bir X-ray cihazı, bir çocuğun kalbinde biriken öfkeyi ölçebilir mi?

Bir güvenlik görevlisi, akran zorbalığını bilir ama “Bu çocuk neden böyle davranıyor?” sorusunun cevabını tek başına bulabilir mi?

Bulamaz.

Çünkü güvenlik tedbirleri kapıda sonlanır. Ama ya çocuğun içinde yaşadığı fırtınalar, büyüyen sorunlar?

***

İşte tam da burada aile ve öğretmen çıkıyor karşımıza.

Çocuğun ilk dünyası ailesidir. İlk sözleri orada duyar. İlk sevgiyi orada öğrenir. İlk davranışları orada şekillenir. Sonra okul gelir.

Ve öğretmen…

O ki sadece ders anlatan kişi değildir. Bazen bir çocuğun fark edilmeyen yarasını ilk gören, evinde bulamadığı ilgiyi, sevgiyi sınıfta hisseden bir çocuğun elinden tutan kişidir. Bazen bir çocuğun hayatında “Sen değerlisin.” diyebilen tek yetişkindir.

İşte bu yüzden veli de öğretmen de yalnız bırakılmamalıdır. Veliyi bilinçlendirmeli, öğretmenin elini güçlendirmeliyiz.

Çünkü öğretmeni yalnızlaştırırsak, çocuğu yalnızlaştırırız. Veliyi bilinçlendirmezsek, okuldan beklediğimiz çözümü evin kapısında kaybederiz.

***

Kıymetli yetkililer…

Bugün çocuklarımız için daha fazla kamera, daha fazla turnike, daha fazla güvenlik tedbiri konuştuğumuz kadar; aileye ulaşacak, öğretmeni sahipsizlikten kurtaracak projeler de üretmelisiniz.

Kısacası, Turgutlu’daki o tüfeğin verdiği şu mesajı çok iyi okuyalım: “Bir çocuğu korumak, sadece elindeki silahı almakla olmaz; onu o silaha götüren yolu da görmek gerekir.”

Aksi hâlde…

Güvenlik için her öğrencinin yanına bir polis verseniz bile nafile.