Saçlarımızın arasına düşen o aklar, yüzümüzde her geçen gün biraz daha belirginleşen çizgiler, sessizce ilerleyen zamanın bizleri başka duraklara doğru taşıması aslında.

“Gelecekteki kendimize” doğru yol aldırması…

Peki ya o gelecekte bizi ne bekliyor?..

Belki evimizin penceresinden dışarı bakıp tanıdık bir yüz görmeyi bekleyeceğiz. Belki kapımızın zilinin sesini…

Belki de bir dostun gelip “Nasılsın?” demesini…

İşte bugün pencere önlerinde sessizce oturan, bir çift laf edecek dost bekleyen büyüklerimiz var ya…

Onlar, Allah sağlık verirse, bizim yarınımız aslında.

***

İ

İhtiyarlığın beraberinde getirdiği yalnızlık zor; istediğin gibi dışarıya çıkamıyorsun, eskisi gibi dostlarını görüp iki lafın belini kıramıyorsun. Dolayısıyla alışılagelmişin dışında değişik yüzler görmek, yaşama sevincini artırıyor o canların.

İşte bu yüzden, hem bu yalnızlığa ortak olmak hem de o kaçınılmaz vicdani borcumuzu ödemek adına, 1 Ekim Yaşlılar Günü dolayısıyla Bolu Kent Konseyi olarak Merkez Mahalle Muhtarları Derneği ile beraber anlamlı bir hareket başlattık.

Evlerinden çıkamayacak durumda olan yaşlılarımızın kapılarını çalmayı, onlarla oturup hâl hatır etmeyi amaçladık.

Bu gönül köprüsünü kuran projeyi de geçtiğimiz hafta Kent Konseyi Başkanımız Zuhal Işın, yürütme kurulu üyeleri ve Bahçelievler Mahallesi Muhtarı Selma Hancıoğlu ile beraber hayata geçirdik.

***

Endüstri Meslek Lisesinde derslerimize giren öğretmenim Meziyet Bayındır’ı, yakın zaman önce 100 yaşına girmiş olan ve Atatürk’ün Bolu’yu ziyaretlerinde onu karşılayanlar arasında bulunan Nimet Ay’ı ve de Meral Atay Hanımefendileri, yine 100 yaşında olan Münevver Pulatlı annemizi, Boluspor’un efsane başkanı Yener Bandakçıoğlu büyüğümüzü ve son olarak Sakarya İlkokulundan emekli Makbule Sütçü öğretmenimizi ziyaret ettik.

O kapılardan içeri adım attığımızda gördüğümüz tek şey bir misafir ağırlama telaşı değildi; adeta hayata yeniden tutunma hevesiydi.

Biz onlara sadece hâl hatır sormaya gittik. Ama karşılığında aldığımız şey; paha biçilemez dualar ve zamana meydan okuyan hayat tecrübeleriydi.

***

Gittiğimiz her evde, bizi karşılarında görünce mutluluğu gözlerinden okunan büyüklerimizin heyecanları ile heyecanlandık.

Bazen önümüze serilen siyah-beyaz fotoğraflarla, bazen kulak verdiğimiz bir anıyla onların geçmişine doğru bağ kurarak yolculuk yaptık.

Bu ziyaretlerde fark ettik ki, “Dünyada ne günler yaşadım gördüm / Bir bahar gibiydim kışlara döndüm” şarkısındaki o buruk duyguları derinden hisseden yaşlılarımızın en büyük ihtiyacı ne ekmek, ne su, ne de ilaçtı…

Onların tek arzusu; sadece hatırlanmak, dinlenilmek ve “Ben de yaşıyorum, buradayım, bu toplumun bir parçasıyım” diyebilmekti.

***

Gelin, bu projeyi sadece bir döneme veya bir güne sığdırmayalım.

Çevremize bakalım; apartman dairemizde, mahallemizde, pencereden dışarıyı izleyen bir çift yorgun göz var mı, arayalım. Kapılarının zilini çalalım.

Çünkü paylaştıkça azalan tek şeyin yalnızlık olduğunu ve bir yaşlının tebessümünde saklı olan duanın bu dünyadaki en büyük huzurlardan biri olduğunu hatırlayalım.

En önemlisi bugün çaldığımız o kapıların zillerini, aslında gelecekteki kendimize çaldığımızı da unutmayalım.