“Hocam, yazıyorsun yazmasına da İzzet Baysal Caddesi’nin sorunu çözülmedi.”

Bir başkası, “Kızılay Hamamı pehlivan tefrikasına dönüştü, bir haber var mı?” diye soruyor.

Bir diğeri, “Ne olacak Millet Bahçesi’nin hâli?” diyor.

Sabah ve akşam saatlerinde oluşan trafik sıkışıklığını ve otopark yetersizliğini, Katırcılar Hanı’nın, İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yoğunluğunu soranlar var. Daha pek ama pek çok soruya cevap arayanlar da…

Yazan yazana, soran sorana…

***

Nasreddin Hocamız bir gün yolda yürürken karşılaştığı biriyle samimi bir şekilde sohbete başlar. Sohbetin sonunda Hoca bir an duraksar ve karşısındaki adama: “Kusura bakma arkadaş, ben seni tanıyamadım. Adın neydi?” diye sorar.

Adamcağız bu soruya hem çok şaşırır hem de biraz alıngan bir sesle: “Madem beni tanımıyordun, neden bir saattir benimle kırk yıllık dost gibi sohbet ediyorsun?” diye cevap verir.

Hoca hiç istifini bozmaz. Hazırcevaplığıyla gülerek: “Ne bileyim efendim! Uzaktan bakınca üzerindeki kıyafetler benimkine çok benziyordu. Ben de seni kendim sandım, ondan konuşup duruyorum!” der.

Bizimkisi de hocamızın hesabı…

Evet, yazıyorum; gazetemizde bize bir köşe ayrılmış, o köşenin hakkını vermeye çalışıyorum. Etkili ve yetkili konumda olanları da kendim gibi gördüğümden, oturdukları makamların hakkını versinler istiyorum. Bunun için de muhataplarımda, yukarıda anlattığım fıkradaki samimiyeti arıyorum.

***

Yaşanmış mıdır bilinmez ama Neyzen Tevfik’e atfedilen bir menkıbe vardır: Neyzen’i bir meclise davet edip ney üflemesini istemişler.

Üstat; nefesini nefesimize, ruhunu saza ortak etmiş, başlamış üflemeye. Fakat bir müddet sonra meclistekiler günlük dedikodulara dalmış, Neyzen’i dinlemez olmuşlar.

Neyzen Tevfik bakmış ki sesinin de nefesinin de kıymetini bilen yok; neyini kabına koymuş, ceketini almış ve Ziya Paşa’nın tarihî beytini haykırıp çıkmış:

“Asaf’ın miktarını bilmez Süleyman olmayan,
Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan.”

İşte duygularım aynen Neyzen Tevfik gibi…

Biz de şehrimizin ihtiyaçlarını, sorunlarını köşemizden Neyzen gibi üflüyoruz. Şehrimiz gelişsin, hak ettiği yeri bulsun istiyoruz. Ama dönüp bakıyoruz ki herkes kendi dünyasında, herkes kendi hülyasında.

***

Şehrimizin çözülmesi gereken acil olan sorunlarını ve ihtiyaçlarının neler olduğunu makam koltuklarında oturanlar da biliyorlar. Şehrimizin yerinde saydığını da, her geçen gün geriye doğru gittiğini de…

Ve Yüce Allah’ın her türlü güzelliği hediye etmiş olduğu bir şehirde yaşayan insanlar ise, bütün bu zenginliğin içinde daha güzel ve daha yaşanabilir bir şehir bekliyor.

Hakkımız değil mi?

***

Ben Neyzen değilim; küsüp neyimi alıp gidecek de değilim. Ben öğretmenim, tekrar metodunu severim. Anlatmaya, hatırlatmaya ve yazmaya devam edeceğim. Elbet bir gün, o haykırışı anlayan Süleymanlar çıkacaktır.

***

Yazdıklarımız kıssa ola…
Ve sesimizi duyanlara da hisse ola…

Muharrem Demirel
24 Ekim 2026