Ülkemizin gündemi o kadar çok değişiyor ki, daha dün konuştuğumuz konular bugün unutuluyor.
Daha birkaç hafta önce gündemi sarsan, vicdanlarda derin yaralar bırakan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırıları karşısında başta devlet kurumları olmak üzere, topyekûn mücadele için önemli adımlar atılmaya çalışılıyor.
Ülkemizde yaklaşık 75 bin okul bulunuyor. Bu okulların 60 bini kurum, 15 bini ise özel statüsünde…
Burada her okulun önüne polis ve bekçi yerleştirerek bu tür olayları önlemeye çalışılsa da, öncelikle çocuklara “ağaç yaşken eğilir” atasözü doğrultusunda din, ahlak ve değerlerimizin öğretilmesi gerekiyor. Bu tür olayların kökenine indiğimizde maneviyat noksanlığını açıkça görüyoruz. Önce aileden başlayarak tarlayı ıslah edelim ki sağlıklı ürün elde edebilelim.
Yoksa hangi toplumsal şartlar, içimizi yakan bu tür acı eylemleri mümkün kıldı ki? Bu tür canileri ortaya çıkardı diye suçlu arar dururuz.
Onun için eğitim sistemimiz, insanı Yaratıcı ile bağ kurup varoluşu anlamlandırarak bu derin bilinci çocuklara aktarmak zorundayız.
Maalesef, bugünkü eğitim sistemimiz böyle bir ortamdan oldukça uzak. Eğitimimizi bir türlü batılı sistemden kurtarıp dini ve milli değerler üzerine oturtamadık. Bilakis dini değerler gözden düşürülürken dünyacı, ahiret bilincinden uzak, seküler ve materyalist bir sistem hâkim oldu. Sadece dünyaya odaklanmış, ahiret hesabı kalmamış, kendi başarısı için başkalarını ezip geçen bir nesil yetiştiriyoruz.
Bugün gerek ülkemiz, gerekse dünya mukadder sona doğru hızla sürükleniyor. Onun için de bu felaketten nasıl kurtuluruz diye değişik eğitim sistemleri deneniyor.
Hâlbuki bizim böyle bir arayışa girmemize gerek yok. Çünkü biz talebe-hoca, hoca-talebe ilişkisini en mükemmele ulaştırmış bir kültürden geliyoruz. Hocayı ayakta karşılamak, hoca karşısında edepli olmak, hocadan izin alarak konuşmak, hocaya “sen” değil “siz” diye hitap etmek, hoca da kusur aramamak gibi şaşmaz değer yargılarımız var. Onun için de biz okullarımıza “ilim ve irfan yuvaları” demişiz.
Tarihimiz de büyük ve doğru adam yetiştirme konusunda öylesine önemliydi ki, bu durum bazı gezginlerin hep dikkatini çekmiştir. 1650 yılında Dolair, yayınladığı "Türkiye Seyahatnamesi" isimli eserinde “hiç şüphesiz ahlak bakımından Türkiye, medeni hayatı bütün dünyaya örnek olacak vaziyettedir” diye bir not düşer.
Ve yine İngiliz yazar Thornton önemli bir tespitte bulunarak “Türklerin ahlakı, çocuklara iyilik telkin ederek değil, kötü örnek görmeyerek gelişir” der.
Görüldüğü gibi, biz böylesi bir kültürle harmanlanmışız. Bugün biz bu değerlerimize sırtını dönüp, gençlerimize hedefsiz, değersiz, Allah’sız, anlamsız, ahlaksız bir ortam hazırlayıp, daha sonra da suçlu arıyoruz. Ne ektikse onu biçiyoruz ve sonuç ortada…
Yeri gelmişken kısa bir anekdot anlatmak istiyorum.
Romanya İslami Hizmet Vakfı başkanlığını yürüten oğlum Ahmet Fazıl anlatmıştı.
Balkanlar’da İslam’ın yitik çocuklarına, tıpkı ecdadımızın yaptığı gibi, okul derslerinin yanında İslam’ı öğretmek için barındırılan talebe yurdundaki öğrencilerin başarısı için Romen hocalar derse gelir.
Romen öğretmenler, çocukların saygısına hayran kalır. Bir öğrencinin küçük saygısızlığından dolayı, bilahare özür dilemesi karşısında hayranlıkları bir kat daha artar.
Demek ki, kendi değerlerimizi çocuklarımıza aktarırsak, birçok sorunu çözmekte zorlanmayacağız.
Maalesef, bugün tüm çabalara ve birçok bakan değişimine rağmen, eğitim sistemimizin hücrelerine kadar işleyen zihniyetten bir türlü kurtaramadık.
Tüm bu gelişmelere rağmen, ileriye dönük pek ümitsiz değiliz.
Birçok vakıf ve kuruluş, özlediğimiz neslin ve öncü kuşakların yetişmesi için inanılmaz çaba ve gayret sarf ediyorlar.
Dinimizi, kadim kültürümüzü öğretip yaşatmak için adeta sevdalılar. Onlar önce iman, ahlak, edep, sonra ilim, sanat ve marifet diyorlar.
Ülkemizin böylesi manevi iklime o kadar ihtiyacı var ki… Mesele, bu güzelliği ön yargısız, bilip görebilmekte…
Kalın sağlıcakla…
Günün Sözü:
İnsan bazen sessizleşir.
Dinleyen olmadığından değil,
Anlayan olmadığındandır…