3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası…

Bazı haftalar vardır; takvimde birkaç gün olarak görünür ama aslında bize hayatın kendisini yeniden düşünme fırsatı verir.

Halk Sağlığı Haftası da benim için böyle bir hafta.

Çünkü sağlık deyince çoğu zaman hastaneleri, doktorları ve ilaçları düşünüyoruz. Oysa sağlık, hastalandığımız gün başlamıyor. Sağlık, hastalanmadan önce başlıyor.

Bundan yaklaşık bin yıl önce İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-Tıbb adlı eserinde yalnızca hastalıkların tedavisini değil; beslenmeyi, uykuyu, hareketi ve yaşam biçimini de ele alıyordu.

Bugün “koruyucu sağlık” dediğimiz anlayışın izlerini, yüzyıllar önce İbn Sînâ’nın düşüncelerinde görmek gerçekten düşündürücü.

Peki biz bugün sağlığımızı ne kadar koruyabiliyoruz?

TÜİK’in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması sonuçları, bu soruya üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir cevap veriyor.

Türkiye’de 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranı 2022 yılında %20,2 iken 2025 yılında %21,8’e yükselmiş durumda. Daha da çarpıcı olanı ise fiziksel hareketsizlik tablosu: 15 yaş ve üzerindeki bireylerin %86,6’sı fiziksel aktivite yapmıyor.

Rakamları bir kez daha okuyalım:

Her 100 kişiden yaklaşık 87’si yeterli fiziksel aktivite yapmıyor.

Üstelik haftada Dünya Sağlık Örgütü’nün yetişkinler için önerdiği 150–300 dakika düzeyinde fiziksel aktivite yapanların oranı erkeklerde yalnızca %4,1, kadınlarda ise %2,7.

İşte Halk Sağlığı Haftası’nı sadece bir kutlama haftası olmaktan çıkarıp bir farkındalık haftasına dönüştürmemiz gereken yer tam da burası.

Bizi yaşlandıran yalnızca takvim değildir

Yaş almak hayatın doğal bir parçasıdır.

Ama insan yalnızca yıllar geçtikçe yaşlanmaz.

Bazen bedenimizden önce zihnimiz yorulur.

Yalnızlaşırız. Bir amacımızı kaybederiz. Hareket etmeyi bırakırız. Yeni şeyler öğrenmez oluruz. Doğadan uzaklaşır, kırgınlıklarımızı içimizde büyütürüz.

Ve bazen en önemlisi, hayret etmeyi bırakırız.

Çocukken gökyüzüne bakıp şaşırırdık.

Yağmur yağınca sevinirdik.

Bir karıncayı dakikalarca izlerdik.

Sonra büyüdük.

Aynı gökyüzüne bakıyoruz ama artık görmüyoruz.

Belki de yaşlanmanın en acı tarafı budur:

Yaş almak değil, hayret etmeyi bırakmak.

Hareketsizlik sadece bedenimizi değil, hayatımızı da yorar

Bugün saatlerce oturuyoruz.

Arabaya biniyoruz.

Asansöre çıkıyoruz.

Ekranların karşısında uzun saatler geçiriyoruz.

TÜİK’in ortaya koyduğu %86,6’lık hareketsizlik oranı bize aslında çok basit bir şeyi söylüyor:

Bedenimizi hayatımızdan çıkarmaya başladık.

Oysa sağlığımız için yapabileceğimiz en önemli şeylerden biri çok basit:

Ayağa kalkmak.

Yürümek.

Nefes almak.

Güneş görmek.

Bir ağacın altında oturmak.

Bir dostla yürümek.

Bedenimize “Seni hâlâ kullanıyorum.” diyebilmek.

Sağlık sadece ne yediğimiz değildir

Sağlıklı yaşamı yalnızca sofradaki yiyeceklere indirgemek de doğru değil.

Kiminle yaşadığımız…

Ne kadar hareket ettiğimiz…

Ne öğrendiğimiz…

Hayata karşı ne kadar meraklı olduğumuz…

İnsanlarla kurduğumuz bağlar…

Doğayla ilişkimiz…

Kalbimizde ne taşıdığımız…

Bunların hepsi hayatımızın ve dolayısıyla sağlığımızın bir parçası.

Bir insanın çevresinde onlarca kişi olup kendisini yalnız hissetmesi de mümkündür.

Bir insanın bedeni gençken zihninin yorulması da…

İşte bu yüzden sağlıklı yaşlanmak, yalnızca hastalıklardan uzak kalmak değildir.

Hayata bağlı kalabilmektir.

İbn Sînâ’dan bugüne değişen çok şey oldu. Tıp olağanüstü ilerledi. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde büyük mesafeler aldık.

Ama temel gerçek değişmedi:

Sağlığı korumak, hastalığı tedavi etmekten önce gelir.

Halk Sağlığı Haftası bize tam da bunu hatırlatıyor.

Sağlık sadece hastanelerde korunmaz.

Evde korunur.

Sofrada korunur.

Yürüyüşte korunur.

Dostlukta korunur.

Kitapta korunur.

Doğada korunur.

Ve insanın kendisine verdiği küçük bir sözde korunur.

Bu hafta kendimize şu soruyu soralım:

Ben bedenime, zihnime ve ruhuma bugün ne yaptım?

Daha fazla yürüyelim.

Yeni bir kitap açalım.

Uzun zamandır aramadığımız bir dostumuzu arayalım.

Kırgınlıklarımızı biraz olsun bırakalım.

Gökyüzüne bakalım ve yeniden hayret edelim.

Çünkü sağlıklı yaşamak yalnızca ömrü uzatmak değildir.

Ömrümüze hayat katabilmektir.

Ve İbn Sînâ’dan bugüne uzanan o büyük mirasın bize söylediği en önemli şeylerden biri şudur:

Bedenimize emanet gibi, hayatımıza da emanet gibi bakmalıyız.

Ömrüne yıllar değil, yıllarına hayat kat.

Esen kalın…

04.09.2026

Dr. Bayram ERDEN