Bayramlar…
İnsan ömrünün en özel duraklarından biridir.
Bir yanı sevinçtir, bir yanı özlem…
Bir evde kahkahalar yükselirken, başka bir evde gözyaşı sessizce yanaklara süzülür. Çünkü bayram, sadece kavuşmaları değil; eksilenleri de hatırlatır insana.
Sabah erkenden uyanılan o bayram telaşı, çocukların yeni elbiseleriyle yaşadığı heyecan, mutfaktan yükselen mis gibi kokular, büyüklerin ellerine duyulan hasret… Hepsi gönlümüze ayrı bir huzur bırakır. Bayram namazına yürüyen insanların yüzündeki tebessüm bile başlı başına bir duadır adeta.
Ama bazı sandalyeler artık hep boş kalır…
Geçen yıl aynı sofrada oturduğumuz, birlikte bayramlaştığımız nice güzel insan bugün aramızda değildir. Bir annenin sesi, bir babanın duası, bir dedenin sıcak gülümsemesi eksilmiştir evlerden.
İnsan bayramlarda ölümü daha derinden hissediyor. Çünkü bayram, yokluğu görünür hâle getiriyor.
Dün beraber yürüdüğümüz insanların bugün sadece kabirlerini ziyaret ediyor oluşumuz, dünyanın ne kadar kısa bir misafirhane olduğunu anlatmaya yetiyor aslında.
İşte bu yüzden bayram, aynı zamanda bir muhasebedir.
Kırgınlıkları büyütmenin ne anlamı var?
Bir telefon kadar yakın olan gönüllere neden yıllarca uzak kalıyoruz?
Neyi paylaşamıyoruz?
Neyi erteliyoruz?
Oysa ölüm herkese yakın…
Bugün bayram sabahına uyanan insan, yarının hangi vakitte kendisi için son nefes olacağını bilmiyor. Kabir; ya cennet bahçelerinden bir bahçe olacak ya da Allah muhafaza cehennem çukurlarından bir çukur… İnsan bunu düşündükçe kalbini yumuşatıyor, kibirlerini küçültüyor, affetmenin ne büyük nimet olduğunu daha iyi anlıyor.
Ama bütün hüznüne rağmen bayram yine de güzeldir…
Çünkü bayram; kavuşmaktır, paylaşmaktır, affetmektir. Bir çocuğun sevincinde tebessüm etmektir. Bir büyüğün duasını almaktır. Bir yetimin başını okşamaktır. Nice insanın ulaşamadığı bir nimete erişebilmenin şükrünü yaşamaktır.
Belki de en büyük mutluluklardan biri, bir bayrama daha kavuşabilmektir.
İyi ki bayramlar var…
Çünkü insan, en çok bayramlarda insan olduğunu hatırlıyor.
Ne yazık ki dünyanın her yerinde bayram aynı sevinçle yaşanmıyor. Filistin topraklarında çocuklar bayramlık yerine korkuyla büyüyor. Anneler, yavrularını bayram sabahına hazırlamak yerine onları toprağa vermenin tarifsiz acısını yaşıyor.
Gökyüzünden umut değil, ölüm yağıyor. Böyle bir dünyada hiçbir vicdan tam anlamıyla huzurlu olamaz.
Dünyada bir çocuğun gözyaşı dinmeden, insanlığın bayramı eksik kalacaktır.
Tam da böyle zamanlarda insan, istikametin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyor. Bu yüzden Hazreti Muhammed Efendimiz’in yolu sadece geçmişte kalan bir hayat değil; bugün de kalpleri kurtaran bir rehberdir.
O’nun izinden yürüyen Eshab-ı Kiram, Tabiin, Tebai tabiin, Büyük âlimler ve Silsile-i Aliyye büyükleri; insanlığa merhameti, edebi, sabrı ve hakikati öğretmişlerdir. Tek kurtuluş yolunu gösteriyorlar.
Ehl-i sünnet yolu; aşırılığın değil dengenin, öfkenin değil merhametin, kırmanın değil gönül yapmanın yoludur. Bozulmadan günümüze gelen en kıymetli hakikat yoludur. İnsan ancak bidatsiz, sağlam bir inanç, temiz bir ahlak ve samimi bir kalple huzura ulaşabilir.
Belki bu bayram en güzel hediye; bir gönül almak olacaktır…
Bir kırgını aramak…
Bir yetimi sevindirmek…
Bir anneyi mutlu etmek…
Bir mezarın başında Fatiha okumak…
Çünkü bazı insanlar dünyadan mal bırakarak değil, dua bırakarak göçerler.
Rabbim; bu mübarek günlerde geçmişlerimize rahmet, yaşayanlarımıza hidayet, mazlum coğrafyalara huzur nasip etsin. Sofralarımıza bereket, kalplerimize muhabbet, evlerimize huzur ihsan eylesin.
Ve bizlere, bayramı sadece takvimde değil; vicdanda, merhamette ve kardeşlikte yaşayabilmeyi nasip etsin.
Fuat Bayramoğlu
24 Mayıs 2026