Terörsüz Türkiye sürecinin yürütülmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarında sona gelindi. Komisyon üyesi partiler komisyona raporlarını sundular. Pek tabii ki Terörsüz Türkiye sürecinin mimarının Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi olması hasebiyle herkes tarafından içeriği en çok merak edilen Milliyetçi Hareket Partimizin raporuydu.
Süreç başladığında Milliyetçi Hareket Partimizi terör örgütleri ile iş birliği yapmakla, devletimizin üniter yapısını ve Türkiye Cumhuriyetimizin temel kuruluş değerlerini değiştirmek girişiminde bulunmakla suçlayanların, raporun sunulması ve yayımlanması ile sesinin soluğunun kesildiğine şahitlik ettik. Bunun beraberinde söylediklerine mahcup ve pişman oldular demeyi çok isterdim ama maalesef gerçekleşmedi. Çünkü bunlar, hatasını, ayıbını kabul edebilen ve pişman olabilen insanların sahip olduğu erdemlerdi.
Ben de Milliyetçi Hareket Partimizin raporunu inceledim fakat rapordaki önemli hususları kendi ifadelerimle değerlendirmeyeceğim. Bunun yerine rapora ilişkin muhalif medya olarak bilinen Sözcü gazetesi yazarlarından Naim Babüroğlu’nun değerlendirmesini aşağıda olduğu hâliyle yer veriyorum.
“MHP Komisyon Raporu.
Değerlendirmem şöyle:
- Anayasa’nın Başlangıç ve değiştirilemez maddelerine,
- Atatürk, Cumhuriyet ve kuruluş felsefesine sahip çıkan bir rapor.
- Bu raporda; Anayasa’nın 42. (eğitim dili Türkçe) ve 66. madde (vatandaşlık tanımı) değişikliğine kapı aralanmıyor.
- En önemlisi ‘Kürt Sorunu’ değil ‘terör’ sorunu diyor.
- Suriye’deki YPG/SDG’nin silah bırakması, dağılması şartı yer alıyor.
Özetle: DEM partisinin isteklerine hayır diyor.
· Önümüzdeki süreç kritik gibi…
Rapora ilişkin Milliyetçi Hareket Partimizin Genel Başkan Yardımcısı, komisyon üyesi çok kıymetli Sayın Feti Yıldız Başkanımızın ifadesi ise şöyle:
“MHP raporu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kodlarının ve üniter devlet yapısının tartışmaya açılmasını açık biçimde reddetmektedir.
Raporda, Türk ulus-devlet inşasının tarihsel bir zorunluluk olduğu, anayasal düzende bu yapının demokratikleşmenin önünde bir engel teşkil etmediği savunulmaktadır.
Bu çerçevede anadil, kimlik ve vatandaşlık tartışmaları, devletin bölünmez bütünlüğü ekseninde sıkı biçimde sınırlandırılmaktadır.”
Terörsüz Türkiye süreci başladığında herhangi bir pazarlık olmadan terör unsurlarının tasfiyesinin gerçekleştirilmesi için mücadele verilirken Milliyetçi Hareket Partimize olmadık iftiralar atanlar şimdi neredeler? Hadsizce, Liderimizin ve Milliyetçi Hareket Partimizin mensuplarının milliyetçiliğini kendi sahte milliyetçilikleri ile kantara çıkarma cüretini gösterenler, süreci kendi siyasi çıkarlarına alet ederek gelecek seçimler için kendilerine oy potansiyeli olarak görenler bu raporu gördüklerinde hevesleri kursaklarında kalmıştır.
Geçtiğimiz haftalarda “Terörsüz Türkiye’nin Suriye Boyutu” isimli köşe yazımda Suriye’nin kuzeyinde yer alan YPG/SDG terör unsurlarının Suriye Devleti ile gerçekleştirdikleri 10 Mart mutabakatına uymasının sağlanması stratejisi ve öneminden bahsetmiş, bu terör yapısının dağılmasının da Terörsüz Türkiye sürecinden bağımsız olmadığını hatırlatmıştık.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da geçtiğimiz günlerde çok sevdiği sosyal mecralarında bu konu üzerine bir paylaşımda bulunarak şöyle diyor:
“Suriye’deki PKK-SDG çetesi derhâl dağıtılmalıdır.
Türk devleti, Suriye’de sergilenen ABD/İsrail tiyatrosunu izlemeye devam edemez.
Bu hain çetenin sözde bir ‘uydu devlet’ olarak tanınması, Türkiye açısından yakın gelecekte telafisi imkânsız, vahim sonuçlar doğuracaktır.
Devletimizi yönetenler, kararlı bir şekilde güvenlik güçlerimize gerekli talimatları derhâl vermelidir!”
Türk Milleti vatanı ve milleti için gerekirse savaşır, canını da gözünü kırpmadan verir. Ancak bizler bir yılı aşkın süredir yürütülen Terörsüz Türkiye sürecinde bundan sonra analarımız bir daha ağlamasın diye pazarlıksız, tavizsiz terör örgütleri PKK/YPG/SDG unsurlarına silah bıraktırmak, teröre son vermek için verilen mücadeleyi desteklerken, Tanju Özcan bu yüzden bizleri vatana ihanet ile suçluyordu.
Tanju Bey şimdi oturduğu sıcak makam koltuğundan yaptığı paylaşımı ile özetle diyor ki; derhâl Suriye’nin kuzeyine YPG/SDG terör unsurlarına karşı devletimiz operasyon düzenlesin, Mehmetçiğimiz savaşmaya başlasın.
Kanuni Sultan Süleyman ile Rüstem Paşa arasında geçtiği rivayet edilen şöyle bir konuşma vardır.
“Şehzade Mustafa idam edilmiş, Kanuni ağlamaktan perişan vaziyettedir.
Rüstem Paşa;
‘Hünkârım, bu kadar helâk etmeyiniz kendinizi.’ der.
Kanuni Sultan Süleyman ise;
‘Konuş Rüstem konuş, ne devlet senin, ne evlat senin.’ diye cevap verir.’’
İşte Terörsüz Türkiye sürecinde de durum kimileri için böyledir.
Konuş Tanju Bey konuş; ne devlet senin, ne evlat.
Sen Mehmetçiğimiz “Suriye’ye gitsin, savaşsın” diyerek paylaşımlar yaparken, bizler tek bir Mehmetçiğimiz, vatandaşımız daha toprağa düşmesin diye devletimizin âli menfaatlerini göz ardı etmeksizin devam eden Terörsüz Türkiye sürecine destek olmaya devam edeceğiz.
Niyetimiz hayırdır, akıbet de hayır olacaktır, inşallah.