Polemik; kişinin doğruluğuna ve faydalı olduğuna inandığı düşüncelerini savunması sırasında, karşı tarafın da kendi fikirlerini ortaya koymasıyla cereyan eden bir olgudur. Özünde; bir fikrin, bir hedefin, bir eylemin, bir icraatın ve inanılan değerlerin savunulması mücadelesidir.
Siyasetçiler, çoğu zaman fikir ayrılığı yaşadıkları konularda savundukları ideolojik değerler üzerinden sözlü münakaşalara girer; yani birbirleriyle polemik içerisinde bulunurlar.
Polemiğin siyasetin ruhunda yer almadığını inkâr etmek mümkün değildir. Çünkü siyaset; söz söylemeyi ve icraat gerçekleştirmeyi içinde birlikte barındıran bir mücadele alanıdır. Bu nedenle siyasette polemiğe girilmesi, işin tabiatında vardır.
Ancak burada asıl mesele şudur:
Nasıl bir polemik? Ne için yapılan bir polemik?
Siyaset, millete hizmet etme makamıdır. Millet, siyasetçileri demokratik iradesini kullanarak yetkilendirir; onlardan, devletin kendilerine verdiği görevleri yerine getirerek hizmet etmelerini bekler.
Görevlerin ifası sırasında yaşanan; seviyeli, ilkeli, doğru ve faydalı sonuçlara ulaşmayı amaçlayan fikrî tartışmalar, yani polemikler, olması gerekendir ve herkes tarafından da makul karşılanmaktadır.
Bir de polemiğin, toplumda zihinlere yerleşmiş olan “gereksiz ve faydasız münakaşa” anlamında tezahür eden olumsuz hâli vardır. Siyasetçilerin görevleriyle bağdaşmayan, sorumluluklarını yerine getirmelerine hiçbir katkısı olmayan; karşılıklı söz düellosu şeklinde ortaya çıkan bu durum, ağız dalaşı olarak da tanımlanabilir.
Son zamanlarda polemiğin bu türü, Düzce Belediye Başkanı ile Bolu Belediye Başkanı arasında yaşanan tartışmalar nedeniyle yerel basınımızda oldukça geniş yer bulmaktadır.
Tartışmaların içeriğine ve sosyal medyada dolaşıma sokulan yapay zekâ videolarına bakıldığında polemiğin konusu da netleşmektedir:
“Ben senden daha iyi belediye başkanıyım, ben senden daha çok çalışıyorum, sen başarısızsın” gibi söylemler…
Bu tartışmaların, her iki belediye başkanının da kendi reklamını yapmasından öteye geçen bir yönü bulunmamaktadır.
İkili arasındaki toplum için faydasız bu polemik, öyle bir noktaya taşınmıştır ki artık tarafların dinî değerleri ve ibadetleri dahi aralarında tartışma konusu hâline getirilmiştir.
Seçim süreçlerinde siyasetçiler arasındaki polemiklerin ateşinin yükseldiğine hepimiz şahit olmuşuzdur. Ancak yıllardır siyaset sahnesinde görev almış, seçilmiş iki mevcut belediye başkanının görevleri devam ederken bu tür tartışmalara bu denli zaman ayırması ve seviyeyi büyük ölçüde kaybetmesi akıl alır gibi değildir.
Tanju Bey zaten siyasette gereksiz polemik üretiminin adeta maden sahası, lokomotifi, polemiğin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Faruk Bey de belli ki bu işi sevmiştir; kendisiyle polemiğe girmekten hiç imtina etmemektedir.
Ben bu ikiliye nazaran genç bir siyasetçiyim. Geçmişte polemiğin bu faydasız türüne benim de yer yer kapıldığım olmuştur. Ancak zamanla bu işin milletimize zerre miskal faydası olmadığının farkına vardım ve yersiz, faydasız polemiklere girmemeye karar verdim. Bu konuda da özellikle hassasiyet göstermeye çalışıyorum.
Siyasetin bu “büyük abileri” de umarım bu faydasız polemiklerine bir son vererek, görev ve sorumluluklarının bilinciyle işlerine odaklanırlar.
Benim bu temennime elbette şöyle diyenler de olabilir:
“Kardeşim, sen daha dünün siyasetçisisin. Bunlar yılların siyasetçisi. Polemikler ile kendi balon gündemlerini oluşturup yıllarını geçirirler, reklamlarını yaparlar; yanına birkaç küçük icraat eklediler mi, gelecek seçimde yine bunlar başkan olurlar.”
Ben de o zaman şunu söyler ve sorarım:
Makam emanettir.
Makamda boşa geçirilen her saniye vebaldir. Millet hizmet beklemektedir.
Bunlara dikkat etmeyen, millete hizmet etmekle meşgul olması gereken yöneticiler için hesap günü geldiğinde kılınan namazın veya yapılan umrenin kime faydası olur?