Bir toplumun gerçek gücü, sadece maddi imkânlarıyla ölçülmez. Asıl güç; düşüncede, vicdanda ve kalemde saklıdır. Çünkü kalem, insanın hem kendini hem de toplumu yeniden inşa etme aracıdır.
Güçlü edebiyat güçlü toplum doğurur. İnsanlara empati kazandırır. Doğru ile yanlışı sorgulatır. Geçmişle gelecek arasında köprü kurar. Duyguyu ve aklı birlikte eğitir.
Silahlar sınırları korur, ama kelimeler ruhu korur.
Bir toplumun ruhu zayıflarsa, en güçlü ordular bile onu ayakta tutamaz.
Ama güçlü bir edebiyat varsa; o toplum, en zor zamanlarda bile yeniden ayağa kalkmayı bilir.
Tarih boyunca nice milletler, kılıçla değil; kalemle yükselmiştir. Lev Tolstoy insan ruhunu derinlemesine işlerken, Victor Hugo adalet ve merhameti toplumun gündemine taşımış, Honoré de Balzac ise toplumun gerçek yüzünü gözler önüne sermiştir. Onlar sadece yazmadılar; toplumlarına yön verdiler.
Kalem; bir öğretmenin sınıfta söylediği sözde, bir yazarın kitabında, bir annenin nasihatinde hayat bulur. Her doğru söz, her anlamlı cümle; bir insanın düşüncesini değiştirir, bir neslin yönünü belirler.
Bugün yaşadığımız pek çok problemin temelinde, düşünce dünyamızın zayıflaması yatıyor olabilir. Okumayan, sorgulamayan, yazmayan bir toplum; başkalarının düşünceleriyle yol almak zorunda kalır. Oysa kendi kalemini güçlendiren toplumlar, kendi kaderini de kendisi yazar.
Unutulmamalıdır ki;
Kalem sadece yazmaz, aynı zamanda inşa eder.
Kalem sadece anlatmaz, aynı zamanda yön verir.
Ve kalem güçlüyse, toplum da güçlü olur.
Öyleyse yapılması gereken açıktır:
Daha çok okumak, daha çok düşünmek ve daha çok yazmak…
Çünkü güçlü kalemler, güçlü yarınların habercisidir.