Neden biliyor musunuz?

Çünkü bizim çocuklarımızı bizler değil ciddiyetini kavrayamadığımız otoriteler ve platformlar yetiştiriyor.

Eskiden Michael Jackson’lar Metallica’lar vardı. Giydikleri kurukafa t-shirtler ödümüzü koparıyordu. Ama adamlar evimize kadar gelemiyordu. Oysa ki günümüzde çevresel faktörler kalıtımın bile önüne geçti. Bakıyoruz! Çocuk bizim çocuğumuz değil..

Teknolojinin sağladığı kolaylıklar en büyük kabusumuz olmak üzere. Elimizdeki telefonlar her geçen gün yeni kanaat önderlerini doğururken çocuklarımızı korumak gitgide imkansızlaşıyor. En çok da ortaokul ve lise çağı-ki kimlik kazanım dönemidir-gençlerimizin profillerine baktığımızda değişim bariz bir şekilde göze çarpıyor zaten.

Arkadaş çevresi tarafından kabul görmek uğruna olmadığı biri gibi ya da sosyal medya etkileyicileri gibi davranmaya yönelen gençlerimiz aileleri ve okul sistemi tarafından da zamanla dışlanıyorlar.

Aynı evin içinde atomize olmuş sosyal ortamlarda gezinirken farkedilmeyen çocuklarımız çeşitli tehlikelerle de başbaşa kalıyor ne yazık ki. Baktığımızda değişimin çocuk bazlı olmadığı ebeveyn ve öğretmen profillerinde de eskiye göre hem gelenekler hem de sergilenen tutumlar açısından farklar olduğu göze çarpıyor.

E tabi bu durumda sisteme ayak uydurmak kaçınılmaz oluyor.

Kendi kendini her gün yeniden yaratan bir sistem var ve algoritmalar değer diye bir şey bırakmadı.

Değer sadece tıklanma ve takipçi sayısı, trend olmak, gruba dahil olmak..

Psikoloji der ki; onay arayışındaki boşluk bireyin doğup büyüdüğü alanda –yani evinde-eğer doldurulmazsa o da gider dolduracak bir yerler bulur kendine. E zaten yerinden kalkmadan tüm dünya elinin altında..

Alkışın sanalı gerçeği olmaz di mi, alkış alkıştır.

İşte böyle sevimli görünüp her dediğini empoze eden bir sistemle içiçe yaşıyoruz..