Boynunuz ağrıdığında ilk yaptığınız şey nedir?

Hareketlerinizi azaltmak mı?

Başınızı mümkün olduğunca az çevirmek mi?

Yoksa birkaç gün hiçbir şey yapmadan dinlenmenin daha doğru olduğunu düşünmek mi?

Ağrı söz konusu olduğunda insanın kendini korumak istemesi son derece anlaşılır. Çünkü beynimiz ağrıyı çoğu zaman bir uyarı olarak algılar ve doğal olarak bizi o bölgeyi kullanmaktan uzaklaştırabilir.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var:

Ağrı hissetmek ile vücutta mutlaka yeni bir hasar oluşması aynı şey değildir.

Boyun bölgesindeki yakınmaların nedenleri ve kişide oluşturduğu etkiler birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle “ağrın varsa hiç hareket etme” ya da tam tersine “ne olursa olsun hareket et” şeklindeki genel ifadeler doğru bir yaklaşım değildir.

Asıl önemli olan, kişinin durumunun değerlendirilmesi ve hareketin buna göre planlanmasıdır.

Boynumuz Sandığımızdan Daha Hareketli Bir Yapı

Boyun omurgamız yalnızca başımızı taşımıyor.

Gün içerisinde çevremize bakarken, yürürken, araç kullanırken, bilgisayar başında çalışırken hatta karşımızdaki kişiyle konuşurken bile sürekli hareket ediyor.

Bu hareketlilik; omurların, disklerin, eklemlerin, kasların ve sinir sisteminin birlikte çalışmasıyla gerçekleşiyor.

Yani hareket, boynun günlük yaşamının doğal bir parçası.

Peki ağrı ortaya çıktığında ne oluyor?

Bazı kişiler ağrı nedeniyle hareketlerini giderek azaltabiliyor. Önce başını çevirmekten kaçınıyor. Sonra spor bırakılıyor. Ardından günlük aktiviteler kısıtlanıyor.

Bir süre sonra kişi yalnızca ağrıdan değil, hareket etmekten de çekinmeye başlayabiliyor.

İşte burada önemli bir kavram ortaya çıkıyor: hareket korkusu.

Hareketten Korkmak Çözüm mü?

Ağrı yaşayan bir kişinin kendisini koruması doğaldır. Özellikle yakınmanın yeni başladığı dönemlerde bazı hareketlerin sınırlandırılması veya günlük aktivitelerin düzenlenmesi gerekebilir.

Ancak bunun ne kadar süreceği ve hangi hareketlerin uygun olduğu kişiye göre değişir.

Uzun süreli ve gereksiz hareketsizlik ise zaman içerisinde kasların çalışma kapasitesini, hareket toleransını ve kişinin günlük yaşam aktivitelerine katılımını olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle günümüzde birçok kas-iskelet sistemi yaklaşımında hedef, kişiyi korkutarak hareketten uzaklaştırmak değil; uygun koşullarda, kontrollü ve kişiye özgü biçimde hareket kapasitesini desteklemektir.

Buradaki en önemli kelime ise: kişiye özgü.

Çünkü internette gördüğünüz bir boyun egzersizi herkes için uygun olmayabilir. Arkadaşınıza iyi gelen bir hareket sizin için doğru seçenek olmayabilir. Aynı şekilde bir kişinin yapmaması gereken bir hareket, başka biri için sorun oluşturmayabilir.

İnsan bedeni standart bir kullanım kılavuzuyla çalışmaz.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Burada Neden Önemli?

Boyun bölgesindeki yakınmalarda değerlendirme sonrasında uygun görülen kişilerde fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci önemli bir yere sahip olabilir.

Bu süreç yalnızca kişinin ağrısına odaklanmaz. Hareket açıklığı, kas fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri, kişinin fiziksel kapasitesi ve ihtiyaçları birlikte ele alınabilir.

Kişiye uygun egzersiz programları da bu sürecin önemli parçalarından biri olabilir.

Amaç herkese aynı hareketleri yaptırmak değildir.

Amaç, kişinin ihtiyaçlarına uygun hareketi doğru zamanda ve uygun şekilde planlamaktır.

Bazen küçük bir hareketle başlanır. Bazen günlük yaşam alışkanlıkları düzenlenir. Bazen çalışma ortamına bakılır. Bazen de kişinin uzun zamandır kaçındığı hareketlere kontrollü biçimde yeniden uyum sağlaması hedeflenir.

Çünkü rehabilitasyon yalnızca bir bölgeyi değil, insanın günlük yaşam içerisindeki hareket kapasitesini de önemser.

Peki Ne Zaman Daha Dikkatli Olmalıyız?

Boyun yakınmalarının tamamını “fıtıktandır” ya da “kas ağrısıdır” şeklinde değerlendirmek doğru değildir.

Özellikle yeni gelişen veya ilerleyen belirgin kuvvet kaybı, yürümede belirgin değişiklik, denge problemi, travma sonrası başlayan ciddi yakınmalar veya alışılmadık şekilde ilerleyen belirtiler gibi durumlarda tıbbi değerlendirme önemlidir.

Çünkü sağlıkta doğru yaklaşım yalnızca ne yapılacağını bilmek değildir.

Ne zaman başka bir değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu bilmek de aynı derecede önemlidir.

Bedenimiz Hareket İçin Tasarlanmıştır

Belki de boyun fıtığı konusunda yapabileceğimiz en büyük hatalardan biri, bir görüntüleme sonucunu gördüğümüz anda bedenimizi kırılgan kabul etmektir.

İnsan bedeni kırılgan olduğu kadar değil, uyum sağlayabilme kapasitesiyle de değerlendirilmelidir.

Elbette her ağrı görmezden gelinmemeli. Her hareket de herkese önerilmemeli. Fakat korkunun bizi tamamen hareketsiz bırakmasına da izin vermemeliyiz.

Doğru değerlendirme, doğru yönlendirme, kişiye uygun hareket ve gerektiğinde fizik tedavi ve rehabilitasyon desteği aynı yolculuğun parçaları olabilir.

Çünkü bazen bedenimizin ihtiyacı daha fazla korkmak değil, onu doğru şekilde yeniden hareketle buluşturmaktır.

“Hareketten korkan bir beden değil, hareketi doğru tanıyan bir zihin inşa etmeliyiz.”

Bilgilendirme Notu: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; tanı veya kişiye özel tedavi önerisi içermez. Sağlıkla ilgili yakınmalarınız varsa değerlendirme için doktorunuza başvurunuz.