Son yıllarda Türkiye İstatistik Kurumunun nüfus artışımızla ilgili verdiği rakamlar endişe verici boyutlara ulaştı. Konu zaman, zaman Cumhurbaşkanımızın nikâh törenlerinde evlenen çiftlere üç çocuk tavsiyesi ile kamuoyunun gündemine taşınsa da pek etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. Fakat işin boyutları nüfus artışımızın durması hatta gerileme işaretleri vermeye başlaması; bu gidişle 2050 yılında nüfusumuzun seksen milyonlara gerileyeceğine dair tehlike sinyallerinin vermesi ciddi tedbirlerin alınmasını gündeme getirdi. Çalışan kadınların doğum izinlerinin uzatılması, kademeli olarak çocuk sayısına göre doğum paralarının artırılması, evlenmeleri teşvik yönünden evlenenlere uzun vadeli kredilerin verilmesi hep bu tedbirlerin hayata geçirilmesidir. Ancak, bu tedbirlerin de yaklaşan tehlikeye çözüm olmadığını Cumhurbaşkanının konuyu sıkça gündeme “milli beka sorunu” olarak takdim etmesinden anlamaktayız. Geçtiğimiz hafta MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli de verdiği bir beyanatla konuya değinmiş, sorunun millet geleceği açısından tehlikelerine dikkat çekerek o da “beka” kelimesini kullanmayı tercih etmiştir. Peki, çok yakın zamana kadar Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip olduğumuz övüncünü yaşarken nasıl oldu da böyle bir tehlikeyle ve “beka” sorunuyla karşılaştık. Bunun çok garip ve unutulmuş bir hikâyesi bulunmaktadır. Genç kuşakların bilmediği, bizim kuşakların da çoktan unuttuğu bu hikâyeyi hatırlatarak tehlikenin ya da “beka” sorununun nasıl bir sinsi plân olduğu ve uzun vadeli bir çalışma ile bu günlere nasıl ulaşıldığını anlatmaya çalışacağım.
Cumhuriyetimizin ilk kuruluş yıllarında en hayati konularımızın başında nüfus konusu gelmektedir. 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında nüfusumuzun 13,6 milyon olduğu resmi kayıtlardan anlaşılmaktadır. Balkan savaşı, 1. Dünya savaşı ve İstiklal savaşı da dâhil olmak üzere 12 yıllık uzun bir savaş süresinden sonraki bu nüfusun çoğu kadın ve yaşlı, bir o kadarı çocuk ve geri kalan önemli bir erkek nüfus savaşlarda yaralanmış ve bir kısım hayati organlarını kaybetmiş gazi. Ancak bir buçuk iki milyon iş gücünden yararlanılacak bir erkek nüfus bulunmaktadır. O nedenle iş gücünden yararlanılacak sağlıklı bir nüfusa acil ihtiyaç bulunmaktadır.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki bu nüfus yapımız için iki önemli girişimde bulunulmuştur. Çeşitli hastalıkların pençesindeki insanımızın sağlığına kavuşabilmesi için o dönemin korkunç hastalıkları kabul edilen verem, trahom, sıtma, tifo, tifüs ve zührevi hastalıklarla çetin bir mücadeleye girişilmiş; kurulan Verem Savaş Derneği, Sıtma Savaş derneği gibi toplumsal mücadelelere halkın desteği sağlanmış; bu mücadelelere açılan tıbbi laboratuvarlarla takviyeler yapılmış, Sanatoryum ve hastanelerle müspet sonuçlar alınmıştır.
İkinci olarak doğumlar teşvik edilmiş, devletin sağladığı desteklerle hızlı nüfuslanma milli politika olarak kabul edilmiştir. Bu konuda devletin attığı iki çok önemli destek öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi devlet memurlarına her çocuk için maaşlarına on lira ilave zam uygulanmıştır. O günün ekonomik şartlarına göre önemli bir maddi katkı olan bu on liralık ilave, memurlar aracılığı ile devletin hızlı nüfuslanmayı teşvik politikasının bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Devletin hızlı nüfuslanmayı teşvik amacı taşıyan ikinci ve en önemli politikası ise halka yöneliktir. O günkü şartlarda halkın ödemede zorlandığı en önemli vergi kelle vergisi olarak da bilinen yol vergisidir. Bilhassa köylümüzün ödemede zorlandığı bu verginin altı çocuklu ailelerden alınmaması kararlaştırılmış, uygulama çok hızlı bir nüfus artışını devreye sokmuştur.
1933 yılında bu durum ATATÜR’ÜN onuncu yıl nutkuna yansımış, “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” cümlesi uzun süre milletimizin hafızasına kazınmıştır. Böylece altı sene içinde nüfusumuz bir buçuk milyon artarak cumhuriyetimizin hızlı nüfuslanma politikaları mutlu sonuçlarını vermeye başlamıştır. Hızlı nüfuslanma artan bir oranla savaş yıllarına rağmen 1940, 1945, 1950, 1955 ve 1960 yıllarındaki sayımlarda da kendini göstermiştir. Yıllık nüfus artışı dünya nüfus artışının üstünde bir orana çıkmış ve binde 30-35 trendini yakalamıştır.
NOT: Konuya önümüzdeki haftadan itibaren devam edilecektir.