
Yeşilay'ın düzenlediği 13. Geleneksel Bisiklet Turu'nda yeniden bir araya geldik.
Sağlıklı yaşamı teşvik etmek, bağımlılıklarla mücadele konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak, insanları hareket etmeye ve spor yapmaya özendirmek önemli.
Ben de Bolu Yeşilay Başkanı Bayram Erden’in bizzat sözlü daveti üzerine Mengen’den gelerek bu eşsiz etkinliğe icabet ettim.
Yolun yarısını iki defa geçmiş, emekli beden eğitimi öğretmeniyim.
Hayatım boyunca sporun içinde oldum.
2016 yılında bir kalp krizi geçirdim ve Allah bağışlarsa o günden bu yana bir stentle yaşamımı sürdürüyorum.
Buna rağmen sporu bırakmadım, tabiatı bırakmadım, pedal çevirmeyi bırakmadım.
Çünkü benim için bisiklet sadece bir ulaşım aracı ya da spor ekipmanı değildir.

Bisiklet;
Sağlık demektir.
Dostluk demektir.
Özgürlük demektir.
İnsan kalabilmek demektir.
Ancak tur sırasında yaşadığım küçük gibi görünen bir olay, beni hali düşündürdü.
Bir katılımcı bana dönerek;
- "Mobiletini almış gelmişsin." dedi.
Sözü söylerken yüzündeki ifadeyi de gördüm.
Önce yanlış duyduğumu düşündüm.
- "Mobilet derken?" diye sordum.
Elektrikli bisikletimi kastettiğini anladım.
Ardından başka bir elektrikli bisikleti göstererek sözünü sürdürdü.
Konuyu uzatmadım.
Sadece;
- "Benim bisikletim 25 kilometre hızla sınırlı ve yasal olarak bisiklet kategorisindedir." diyebildim.
Ama mesele zaten mevzuat değildi. Mesele bakış açısıydı.
Espri maskesinin arkasına saklı, "Bu sporu biz biliriz, biz yaparız" ironisi için fazlaca diyeceğim bir şey yok.
Kelâmı edene helâli hoş olsun.
O diil de!
Bu sözün altında yatan duygu, o hiciv doğrusu beni rahatsız etti.
Bu bir espri miydi?
Bir küçümseme miydi?
Bir ötekileştirme miydi?
Yoksa
- "Bu sporu biz yapıyoruz" demenin başka bir yolu muydu?
Doğrusu hâlâ tam karar verebilmiş değilim.
Fakat bildiğim bir şey var:
- Yeşilay Bisiklet Turu bir yarış değildir…
- Bir performans gösterisi değildir.
- Bir marka geçidi değildir.
Orası insanların sağlıklı yaşam için buluştuğu, bağımlılıklarla mücadeleye omuz ve destek verildiği aynı hedefe pedal çevrildiği bir etkinliktir.
Geçen yıl katıldığım başka bir etkinlikte de benzer fısıltılar duymuş, benzer bakışlar hissetmiştim.
Tesadüf müdür bilmem ama o günlerde de kendilerini grubun içinde tanıtan bazı arkadaşların benzer tavırlarına şahit olmuştum.
Elbette birkaç kişinin davranışından koskoca bir topluluğu, böylesi güzel etkinliklerde sorumluluk alan gurubu ve etkinliği sorumlu tutmak doğru değildir.
Ancak bu tür yaklaşımlar görmezden de gelinmemelidir.
- Çünkü sporun en büyük düşmanı bazen hareketsizlik değil, kibirdir.
Bir insanın kullandığı bisiklete bakıp onu kategorilere ayırmak, onu küçümsemek ya da yaptığı sporu değersizleştirmek; spor kültürüne hizmet etmez.
Tam tersine zarar verir.
- Orada bulunma amacım sporun o saf neşesini paylaşmak, Yeşilay’ın bu müthiş etkinliğine ortak olabilmekti.
Altındaki ekipman üzerinden başkalarına üstünlük taslayanların ego tatminine daha fazla malzeme olmamak için kanal yolunda guruptan ayrıldım.
Düşünün...
Ben yazabiliyorum.
Kendimi ifade edebiliyorum.
Yaşadığım olayı kamuoyuyla paylaşabiliyorum.
Peki ya paylaşamayanlar?
Peki ya içine atanlar?
Peki ya ilk kez bisiklete binip bir etkinliğe katılma cesareti gösterenler?
Onlar da aynı sözlerle karşılaşırsa ne olacak?
Bir daha gelirler mi?
- İşte üzerinde düşünmemiz gereken konu budur.
Ben pedalı markası için çevirmiyorum.
Kendimi başkalarına ispatlamak için de çevirmiyorum.
Önce sağlığım için çeviriyorum.
Dostluk için çeviriyorum.
Temiz hava için çeviriyorum.
Temiz bir gelecek için çeviriyorum.
- Bugün kullandığım elektrik destekli bisikletimi küçümseyenler şunu bilsinler ki; odamda duran Trek marka bisikletime binip aynı tura katılabilirdim.
Biraz daha fazla enerji harcar, stentimden özür diler, yine sürerdim.
Ama mesele hangi bisiklete bindiğim değil.
Mesele insanların birbirine nasıl baktığıdır.
· Bu nedenle başta Tabiatın Kalbi Bolu grubunun değerli yöneticileri olmak üzere tüm bisiklet topluluklarına küçük bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Nasıl ki etkinliklerden önce sürüş güvenliği anlatılıyor...
Nasıl ki trafik kuralları hatırlatılıyor...
Nasıl ki kask kullanımı tavsiye ediliyor, uyarılar yapılıyor’sa!
Aynı hassasiyetin ve disiplinin dil konusunda da gösterilmesi gerekiyor.
Kimseyi kullandığı ekipman üzerinden küçümsemeyen, ötekileştirmeyen, üstten bakmayan bir spor kültürünün inşasına hep birlikte hizmet etmek zorundayız.
· Bu konuda yıllar önce Merkez TV'de konuğum olan Sayın Yener Yüzüak'ın ve grup yöneticilerinin de gerekli duyarlılığı göstereceklerine inanıyor, beni anlayacaklarını, tavsiyelerime kulak vereceklerini umut ediyorum.
· Çünkü sporun geleceği; daha hızlı gitmekte değil, daha fazla insanı birlikte yola çıkarabilmektedir.
Benim mücadelem de tam olarak bunun içindir.
- “Pedal çevirmeye devam edeceğim.”
Stentimle...
Yaşımla...
Tecrübemle...
Ve bütün iyi niyetimle...
Ama bir temennim var.
- Bir dahaki Yeşilay turunda insanlar birbirlerinin bisikletlerine değil, birbirlerinin yüreklerine baksınlar.
İzzet Baysal Caddesindeki
- “BİSİKLET YOLUNU YASAKLAYANLARA”
- “BİSİKLETE TERÖR ARACI, BİSİKLET KULLANANLARA TERÖRİST MUAMELESİ ÇEKENLERE ODAKLANMAK BENCE EN HAYIRLISI OLACAKTIR
İşte o gün, gerçekten rol model olacak, aynı yöne pedal çevirmiş olacağız
MEVZU MOBYLETTE MESELESİ DEĞİL
Yazımı okuyan bazı dostlarım muhtemelen;
- "Bir söz için bu kadar yazılır mı?" diye düşünecektir.
Evet.
Çünkü mesele söylenen kelime değil!
Mesele o kelimenin arkasındaki öznedir..
Bugün elektrikli bisiklete "mobilet" denilir.
Yarın yaşı ilerlemiş bir sporcuya "artık sen dinlen" denilir.
Öbür gün fazla kilolu bir vatandaşa “yeni mi aldın” gibi absürt cümleler kullanılacaktır.
Sonra da insanlar neden spordan uzak duruyor diye şaşırılcaktır.
- Oysa sporun ve böylesi güzel etkinliklerin gerçek sahibi; en pahalı bisiklete sahip olan değil, yola çıkma cesaretini gösterendir.
Yetmiş yaşında da olsa...
Stent taşıyor da olsa...
Elektrikli destek kullanıyor da olsa...
İlk kez seleye oturuyor da olsa...

- Pedal çeviren herkes aynı saygıyı hak eder.
Benim itirazım da tam olarak buradadır.
Çünkü spor ayrıştırmaz.
Spor birleştirir, küçümsemez, cesaretlendirir, kibri değil, tevazuu önceler.
Spor; insanları ayırmak, altındaki araca bakıp dudak bükmek için yapılmaz.
- Hele ki ismi anılmayan, tedavülden kalkmış bir "mobilet" yakıştırmasıyla, ileri yaşında spora tutunan bir insanın içindeki hevesi tırpanlamaya çalışmak, spor felsefesinin, sportif anlayışın yanından bile geçmez.
Bu tür faydalı gruplar; formalı üyelerine, bisikletin şeklini, şemalini, markalarını değil, spor ahlakını, insan kalbine hürmet etmeyi ve nezaketi hatırlatmaları gerekiyor.
Bu nedenle bir kez daha söylüyorum:
- Ben pedalı başkalarına görünmek için değil, kendime iyi gelmek için çeviriyorum.
Ve inanıyorum ki gerçek sporcu da önce bunu anlayan kişidir.
Hay aksi!
Cahit Sıtkı Tarancı’nın o kült şiir’ine saygı ile ifade etmek isterim ki;
· Yolun yarısını iki defa katlamış bir insanın, kalp krizi geçmişine ve stentine rağmen hâlâ pedal çevirebilmesini, Yeşilay'ın vermek istediği mesajın en canlı örneği olarak görüyordum
