Saadet Partisi Bolu İl Teşkilatı, Karaçayır Tesisleri’nde düzenlenen kahvaltı programında bir araya geldi. Programa katılan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye genelinde yürütülen saha çalışmaları kapsamında Bolu’da olduklarını belirterek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Bolu İl Teşkilatı, Bolu Belediyesi Karaçayır Tesisleri’nde düzenlenen sabah kahvaltısı programında bir araya geldi. Programa Saadet Partisi Bolu İl Başkanı Mustafa Uludağ, kadın kolları, gençlik kolları ve teşkilat mensuplarının yanı sıra Saadet Partisi Hatay Milletvekili Doç. Dr. Necmettin Çalışkan da katıldı.
“HALKIN NABZINI TUTMAYA GELDİK”
Saadet Partisi Bolu İl Başkanı Mustafa Uludağ, programın teşkilat buluşması ve saha çalışması kapsamında düzenlendiğini belirterek, “Kıymetli teşkilat mensuplarımız, kıymetli basın mensupları, kıymetli vekilim, hepinize hoş geldiniz diyorum. Sayın vekilime teşriflerinden dolayı ayrıca hoş geldiniz diyorum. Bugün Bolu’da inşallah bir kahvaltıyla başladık. Kısa bir basın toplantısının ardından da esnaf selamlama gezimiz olacak. Kısaca kendimizi anlatacağız yine. Vatandaşımızın varsa şikayetleri, önerileri, bizden bekledikleri noktasında vatandaşlarımızla hemhal olmuş olacağız” dedi.
Saadet Partisi Hatay Milletvekili Doç. Dr. Necmettin Çalışkan ise Bolu’ya geliş amaçlarının Türkiye genelinde başlatılan saha tarama programı kapsamında olduğunu ifade ederek, “Saadet Partimiz Türkiye genelinde bütün il ve ilçeleri kapsayan bir tarama programı başlattı. Bu çerçevede bütün vilayetlere ekipler halinde giderek sivil toplum örgütleriyle, kanaat önderleriyle, basın kuruluşlarıyla, esnafımızla, halkımızla buluşma gayreti içerisindeyiz. Elbette burada yapacağımız şey bir taraftan halkın nabzını tutmak, bir taraftan da ülke meselelerine ilişkin görüşlerimizi ve düşüncelerimizi paylaşmak” şeklinde konuştu.

“ÜLKEMİZ TEK KELİMEYLE İYİ YÖNETİLMİYOR”
Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini belirten Çalışkan, ekonomik tabloya ilişkin sert değerlendirmelerde bulunarak, “Hepimiz biliyoruz ki içinde bulunduğumuz süreç tarihin önemli dönüm noktalarından birisi. Bir taraftan çevremizin ateş çemberi olduğu, savaş tamtamlarını yaşadığımız bir dönem. Bir taraftan ülke insanının büyük felaketlerle karşı karşıya kaldığı bir dönem yaşıyoruz. 25 yıla yakın süren iktidar neticesinde aslında ülkemiz tek kelimeyle iyi yönetilmiyor” dedi.
Çalışkan, Türkiye’nin imkanlarına rağmen vatandaşların geçim sıkıntısı yaşadığını savunarak, “86 milyon nüfusuyla, genç potansiyeliyle, üç tarafı denizlerle çevrili, yeraltı madenleri, yerüstü zenginlikleri, serveti, kaynağı olan bu kadar büyük bir ülkenin şu geldiğimiz noktada yüzde 60’ı açlık sınırının altında bir gelire sahip. Yüzde 85’i yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip. Onlarca yıl ülkesine hizmet etmiş büyüklerimiz emekli maaşı olarak aylık 20 bin lira, milyonlarca çalışan 28 bin lira ve yine milyonlarca çalışan 100 bin lira olarak tespit edilen bir insanın ortalama ihtiyaçlarını gidereceği gelirin altında bir düzeye sahip” ifadelerine yer verdi.
“YOLCUSU OLMAYAN HAVAALANLARI, GEÇİŞ GARANTİLİ KÖPRÜLER”
İktidar döneminde yapılan yatırımlara da değinen Çalışkan, bunların ülke kaynaklarının doğru kullanıldığı anlamına gelmediğini belirterek, “Ne yazık ki bu süreç içerisinde evet bazı işler yapıldı. Havaalanları yapıldı, yollar, köprüler yapıldı, üniversiteler açıldı. Ama bugünkü üniversiteler ülkede sadece işsiz insan yetiştiren fabrika olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Yolcusu olmayan havaalanlarıyla, geçiş garantili köprülerle, hasta garantili hastanelerle bu ülkenin kaynakları sömürüldü” dedi.
Çalışkan, özelleştirmeler üzerinden de eleştirilerini sürdürerek, “Bu ülkeye ait olan PETKİM, TÜPRAŞ gibi dev tesisler, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, demir çelik fabrikaları, köprüler, otoyollar, havaalanları, hastaneler, limanlar, bankalar, borsa, sigorta şirketleri hepsi ama hepsi yabancıya ne yazık ki satıldı. Bugün ülkemiz adı konmamış bir işgal süreci yaşıyor. Bir taraftan iktisadi işgal altındayız, ülkenin kaynakları satıldı. Satılacak yeni bir şey kalmadığı için geleceğimiz ipotek altına alınıyor. Madenlerimiz satışa çıkarılıyor” şeklinde konuştu.

“2026 BÜTÇESİNDE 2,8 TRİLYON LİRA FAİZE GİDİYOR”
Borç ve faiz yüküne dikkat çeken Çalışkan, “2026 yılı bütçesinin toplam gelir kalemi 13 trilyon. 2026 bütçesinin içerisinde gider kalemi olarak personelden sonraki en önemli rakam 2,8 trilyon borçların faizi. Yani bu şu anlama geliyor; aylık 40 milyar maaşı olan bir adam, her ay 10 milyarını sadece borçlarının faizini ödüyor, borcu bir kuruş eksilmiyor. İktidar 130 milyar dolar olarak devraldığı iç ve dış borcu 680 milyar dolara çıkardı” ifadelerini kullandı.
Çalışkan, kaynakların yanlış alanlara aktarıldığını savunarak, “Bütün bu özelleştirmelerden sonra bu ülkenin kaynakları iyi yönetilmiyor. İsrafa gidiyor. Yolsuzluğa gidiyor. İhalelere gidiyor. Gereksiz yatırımlara gidiyor. Bunun için de insanımız mutsuz. Bunun için de insanımız ülkede 5 yıl sonra bir huzur görmüyor. 10 yıl sonra bir gelecek görmüyor” dedi.
“5,5 MİLYON EV GENCİ VAR”
Gençlerin gelecek kaygısına da değinen Çalışkan, “Tarihte ilk defa literatüre giren bir kavram olarak ülkemizde 5,5 milyon hayattan umudunu kesmiş, gelecekten hiçbir beklentisi olmayan, hayata ve insanlığa küsmüş 5,5 milyon ev gencimiz var” şeklinde konuştu.
Doğum oranlarındaki düşüşe dikkat çeken Çalışkan, “Ne yazık ki tarihinde ilk defa doğum oranı eksilere düşmeye başladı. TÜİK’in tespitlerine göre 2100 yılında ülkenin nüfusu 55 milyona düşecek. Birleşmiş Milletler raporlarına göre ise 2100 yılında Türkiye’nin nüfusu 38 milyon olacak. Demek ki bugün hayatta olan her üç kişiden ikisinin olmadığı bir Türkiye hedefleniyor bu gidişle. Bunun elbette pek çok sebepleri var. İktisadi işgal altında olduğumuz kadar kültürel olarak da işgal altındayız” ifadelerine yer verdi.
“AİLE YOK EDİLİYOR, ÜLKE TAHRİP EDİLİYOR”
Kültürel yapıya ilişkin eleştirilerde bulunan Çalışkan, “Bugün pek çok kurum, BTK, İletişim Başkanlığı, RTÜK ve benzeri pek çok kurumun tek gayesi iktidarın saltanatına yönelik herhangi bir eleştiriyi anında baskılamak, cezalandırmak. Ama bu ülkede diziler, sabah kuşağı programları, evlilik programlarıyla ülke tahrip ediliyor, aile yok ediliyor” dedi.
“DIŞ POLİTİKADA CİDDİ BİR EROZYON VAR”
Türkiye’nin dış politikasını da değerlendiren Çalışkan, “Ülke aynı zamanda üçüncü olarak dış politika açısından da ciddi bir erozyonla, işgal edilmişlikle karşı karşıya. Bir tarihi hatırlatmak isterim. Ülkemizde 3 Kasım 2002’de seçim yapıldı. 4 ay sonra 1 Mart 2003 Irak tezkeresi reddedildi. 20 Mart 2003’te Adana İncirlik’ten kalkan uçaklarla Bağdat bombalandı. Gün geldi NATO üssü olarak İzmir’den kalkan uçaklar Libya’yı bombaladı” ifadelerini kullandı.
Gazze konusunda da hükümeti eleştiren Çalışkan, “Son örneklerden birisini Gazze’de yaşadık. Bir insanlık onuru sorunu olarak ve insanlık suçu olarak Gazze’de soykırım işlenirken Türkiye’den kalkan gemiler, Irak’taki işgale yardımcı olduğu gibi İsrail’in savaş uçaklarının, İsrail’in tanklarının yakıtını götürmeye devam etti. Hiç kesintiye uğramadı” şeklinde konuştu.
“FİLİSTİN’E GİDİYORMUŞ GİBİ GÖSTERİLEREK İSRAİL’E GİTTİ”
Çalışkan, ihracat rakamları üzerinden de iddialarda bulunarak, “Önce çıkan gemilerde İsrail’in ismi yazarken, ikinci aşamada hedefi belirsiz gemi denilerek yola çıktı. Daha sonra başka limanlara uğrayıp sonra İsrail’e gitti. Son dördüncü aşamada ise Türkiye’den yüklenen gemi İsrail’e gidiyor, alıcı ismi olarak faturada Filistin yazılı. Bu şu anlama geliyor; ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanımıyorum, Bolu Valisi’ni tanımıyorum, Yeniçağa Kaymakamı’nı tanımıyorum ama Yeniçağa’daki Cumhuriyet Mahallesi muhtarıyla iş yapıyorum gibi bir anlamı var” dedi.
Çalışkan, Filistin’e ihracat verileriyle ilgili dikkat çeken açıklamasında, “Eylül 2023’te Türkiye’nin Filistin’e ihracatı 50 bin dolar. Eylül 2024’te Türkiye’nin Filistin’e ihracatı 3 milyar 650 milyon dolar. Böyle bir satış yok. Böyle bir ürün gitmiyor ama bu dalavere yapıldığı için Filistin’e gidiyormuş gibi gösterilerek İsrail’e gitti” ifadelerine yer verdi.
“SURİYE’DEKİ SÜREÇ BİR PROJENİN PARÇASIYDI”
Suriye iç savaşıyla ilgili de konuşan Çalışkan, Türkiye’nin bu süreçte büyük hatalar yaptığını savunarak, “Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşta büyük hataları oldu, iyiliklerimiz de oldu. Bizim Suriye’deki kardeşlerimize karşı yaptığımız bir iyilik neydi? Hep caddede sorduğunuzda ilk cevap şudur; bizim Suriyelilere karşı yaptığımız en büyük iyilik sınır kapılarımızı açtık, onları bağrımıza bastık, misafir ettik” dedi.
Çalışkan, sınırların açılması ve mayınların temizlenmesi sürecine ilişkin değerlendirmesinde, “Oysa bir Siyonist üst akıl her iki ülkenin devlet başkanlarına talimat verdi. Bizimkine dedi ki mayınları temizle, telleri kaldır, sınırı aç, milyonlarca Suriyeliyi al. Aynı talimat Suriye yönetimine de verildi. Ona da dendi ki ülkendeki vatandaşlarından öldürebildiklerini öldür, öldüremediklerini kov gönder gitsinler” şeklinde konuştu.
Saadet Partisi’nin geçmişte bu konuda uyarılarda bulunduğunu belirten Çalışkan, “Sayın Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel Başkanı iken 2009 yılında Gaziantep’te ve Şanlıurfa’da ‘mayına hayır’ mitingi yaptık. İktidar demişti ki komşularla sıfır sorun, mayınları temizleyeceğiz. Biz de evet mayının temizlenmesi doğru, komşularla sıfır sorun doğru dedik ama mayın temizleme işini organik tarım yapmak üzere İsrailli firmaya vereceğiz dediler. İsrail varsa bit yeniği var diyerek 2009’da miting yapmıştık. O mayınların temizlenmesi işte bu sürecin hazırlığı içindi” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL TOPRAKLARINI GENİŞLETMEK İSTİYOR”
İsrail’in bölgedeki hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çalışkan, “İsrail topraklarını genişletmek istiyor. Bunun için önce Suriye’nin boşaltılması gerekiyordu. Suriye’de milyonlarca insan boşaltıldı. Yönetim değişti. İsrail Golan Tepeleri’ni işgal etti. Şu anda Suriye’de yeni yönetim henüz ordusunu oluşturmadığından Suriye’deki en büyük ordu İsrail ordusu. Şam’da bile kimlik kontrolü yapıyor, operasyon düzenliyor, suikast yapıyor, istediği insanı tutukluyor. Çünkü İsrail’in genişlemesi için rahatlaması gerekiyordu. Onun için Suriye boşaltıldı” dedi.
“ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İKİ MADDEDEN İBARET”
Gündemdeki anayasa değişikliği tartışmalarına da değinen Çalışkan, “Bugünlerde anayasa değişikliği gündemde. İnsanımız bekliyor ki daha özgürlükçü, refahı genişleten, ekonomik pastayı büyüten, inanç değerlerimize uygun anayasa gelecek. Oysa mevcut anayasanın iktidarı bağladığı hiçbir maddesi yok. Yapmak istediği her şeyi bugün yapıyor” ifadelerini kullandı.
Çalışkan, anayasa değişikliği teklifinin asıl hedefinin cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili olduğunu savunarak, “İktidarın anayasa değişikliği bahsettiği tek şey yalnızca iki maddeden ibaret. Birincisi üçüncü dönem adaylık. Mevcut anayasaya göre Sayın Cumhurbaşkanı üçüncü defa aday olamadığından anayasa değişiklik paketindeki talep üçüncü dönem adaylığa izin verilmesi. İkinci madde ise Bolu Belediye Başkanı seçer gibi en yüksek oy alan aday direkt seçilsin” dedi.
Çalışkan, bu sürecin siyasi pazarlıklarla yürütüldüğünü ileri sürerek, “Bunun dışındaki her şey pazarlık için. Şimdi terör masasıyla pazarlık halinde ‘eğer benim şu iki maddeme kim peki derse ben de karşılığında her türlü taviz veririm’ anlayışı içerisinde pazarlıklar sürdürülüyor. Ne Türkiye’de huzurun gelmesi dertleri, ne doğudaki sorunlar umurlarında, ne ülkenin kaynaklarının yabancıya peşkeş çekilmesi, ne değerlerimizin yitirilmesi, ne neslimizin yok olması, ne şu ne bu hiçbir şey ne yazık ki gündemlerinde değil. Tek hedefleri o koltukta bir dönem daha oturmak, bunun için de vermeyecekleri taviz yok” şeklinde konuştu.
“YEREL BASIN CİDDİ ANLAMDA BİTİRİLDİ”
Yerel basının içinde bulunduğu duruma da dikkat çeken Çalışkan, “Bugün gençlik geleceğinden umut kesmiş durumda. İş insanları baskı altında. Herhangi bir açıklama yapan insan en küçük bir eleştiride direkt gözaltına alınıyor. İşte bu baskıcı ortamlardan bir diğerinde yerel basın yaşıyor. Bugün ülke genelinde yerel basın ciddi anlamda bitirildi” dedi.
Basın ilan gelirleri ve doğrudan alım uygulamalarını eleştiren Çalışkan, “Bir taraftan kamu ihalelerinde doğrudan alım yapılıyor. 2025 yılında toplam yüz liralık kamu ihalesinin doksan iki lirası direkt verildi. Yüzde sekizi sadece ihalelerle verildi. Doğrudan alım yaptığı için mesela yerelde bir ilçe tarım mazot alacak, ilana çıkmıyor. Basın reklamından mahrum kalıyor” ifadelerine yer verdi.
Çalışkan, yerel medyanın baskı altında olduğunu belirterek, “Basın tekelleşsin, kontrolümüzdeki 3-5 yayın organıyla ülkeyi yönetelim havasındalar. Ben de eski bir basın mensubu, basın işvereni ve emekçisi olarak söylüyorum ki yerel radyosu da, yerel televizyonu da, yerel gazetesi de tamamen susturulmuş vaziyette. Gazeteciler yayın organları üzerinden mesleklerini sürdüremediklerinden kişisel bloglarla, YouTube sayfalarıyla yayın yapma durumundalar. Şimdi de yeni yasalarla bunlar engelleniyor” dedi.
“MECLİSİN İLK BEŞ MADDESİNDE VATANDAŞ YOK”
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çıkarılan kanunları da eleştiren Çalışkan, “Milletimizin beklentisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sorunlarını çözmesi. Ama ne yazık ki Meclis’in kanun çıkarmada toplam 6 hedefi var. Bunlardan birincisi Cumhurbaşkanlığına yetki verilmesi, ikincisi Anayasa Mahkemesi’nin iptallerini düzeltmek, üçüncüsü bürokrasinin taleplerini yerine getirmek, dördüncüsü uluslararası sözleşmeler ve küresel talepler, beşincisi güç odakları ve lobilerin taleplerini yerine getirmek, altıncısı vatandaş” şeklinde konuştu.
Çalışkan, vatandaşla ilgili çıkan düzenlemelerin çoğunlukla baskı ve yaptırım içerdiğini savunarak, “Yani Meclis’in ilk beş maddesinde vatandaş yok. Altıncısı vatandaş. Vatandaşla ilgili çıkan bütün kanunlar baskı, yaptırım, ceza, kısıtlama, vergiye yönelik ne yazık ki” dedi.
“KAYYUM YASASIYLA SORGULANAMAZ BİR ALAN OLUŞTURULUYOR”
TMSF ve kayyum düzenlemelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çalışkan, “Bir TMSF’ye, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yasası çıktı. Herhangi bir vakfın, derneğin, sendikanın, odanın, sivil toplum örgütünün, şirketin veya şahsın terörle irtibatı veya iltisakı olduğuna dair şüphe olan durumlarda ilgili kuruma el konulur. Şüphe. Kim, nasıl? Şüphe duyulursa” dedi.
Çalışkan, kayyum düzenlemesini de sert sözlerle eleştirerek, “Kayyum yasası şu; bir kayyum görevde bulunduğu süre içerisinde yaptığı hiçbir icraattan yargılanamaz, sorgulanamaz. Bugün şüphe var diyerek şirkete kayyum atandı. Yarın kayyum atandığı şirketin yüzde yüzünü zimmetine geçirse yargılanamaz, sorgulanamaz. Kayyumlara verilen yetki Sayın Cumhurbaşkanı’nda da yok şu anda” ifadelerini kullandı.
“ASKERİ RÜTBELERLE İLGİLİ YENİ SÜREÇ YAŞANACAK”
Cumhurbaşkanına askerî rütbeler konusunda verilen yetkilere de değinen Çalışkan, “Şimdi benzer bir süreci ülkemizde yaşayacağız. Sayın Cumhurbaşkanı’na askerlerin rütbesini kısaltma, uzatma ve dondurma yetkisi verildi. Teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, yarbay, albay bütün rütbelerin üç, dört ve beş yıl bekleme süreleri var. Ama yeni çıkan yasaya göre Sayın Cumhurbaşkanı istediği herhangi bir üsteğmene emekli oluncaya kadar üsteğmensin diyecek. İstediği bir kişiye de tak tak tak birer haftada rütbelerini aldırıp üç ay içerisinde pekala 21 yaşındaki bir delikanlının, harp okulu mezununun üç ay sonra general olabileceği bir yasa çıktı şu anda Türkiye’de” dedi.
Çalışkan, FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin de açıklamalarda bulunarak, “Henüz FETÖ operasyonlarında askeri, eğitim, sağlık, sivil pek çok alana yönelik operasyon yapıldı ama henüz FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik operasyon yapılmadı. Eğer bu ülkede bu süreci bitirmezler ise bir dönem sonra siyasi ayağına yönelik operasyon yapıldığı takdirde ülkenin ne hale geleceğini düşünmek bile istemiyoruz. Onun için parti olarak diyoruz ki bu ülke hak ettiği şekilde yönetilmeli” ifadelerine yer verdi.





