Ne kadar oldu bu dünyaya geleli?
20, 30, 40 yıl ve belki de daha fazlası.
Şöyle dönüp de bir baktığımızda geriye…
Neler yaşandı, nelere sevindik, nelere üzüldük geçip giden zamanda.
Hepsi zamanın içerisinde eridi ve karıştı.
Geçip gitse de zaman, yaşanmışlıklar hiç kaybolmadılar.
Adına da “mazi” dedik.
Şairin dediği gibiyiz belki de;
“Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi, saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım, belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!
Hiç bilmiyorum! Hayat, taviz vermediği hızı ve kavgasıyla akıp gidiyor!”
Her yaşadığımız üzerimizde az ya da çok ama muhakkak bir iz, bir etki bıraktı.
Geçen yıllar yüzümüzde çizgiler, acılarımız yüreğimizde yükler…
Yaşadıkça anladık hayatı, yaşadıkça olgunlaştık.
Yaşadıkça hayatı, birçok şeyle karşılaştık…
Ama acıları ve sıkıntıları sorsalardı bize, hiç istemezdik bu hayatın içinde.
İstemezdik ama gerçekleşti ve dahası da gerçekleşecek.
Bir yandan da yaşamaya devam edilecek.
Peki, nasıl oluyordu da insan bu kadar şeye rağmen yaşama tutunabiliyor?
Bendeki cevabı: “Sabırla.”
Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserinde şöyle diyor:
“Sabır insanoğlunun tek kalesidir.
İnsan, hayatın getirdiği zorluklar ve beklenmedik durumlar karşısında bazen çaresiz hisseder. Böyle anlarda onun tek dayanak noktası, içindeki bu güçtür.
Sabır, bir eylemsizlik hâli değildir. Aksine, içsel bir dirençle ve sükûnetle olayları karşılayabilme becerisidir. İnsan, onun sayesinde duygularının esiri olmaktan kurtulur; aceleci davranmanın doğuracağı tahribatı önler. Zamanın getireceği çözümleri bekleme gücünü içinde bulur.
Dış dünyadaki fırtınalar ne kadar şiddetli olursa olsun, insanın içindeki bu kale onu ayakta tutar. Çünkü sabır, insanın hem kendine hem hayata karşı en sağlam savunmasıdır; ona tutunabilen yarınlara da umutla bakabilir.”
Evet, sabretmek işte tam da böyle bir şey.
Ve sabretmek, aslında bizi yaşama tutunduran umudun da mayası.
Hayatımızda karşılaştığımız zorluklara, olumsuzluklara karşı sabrederek geleceğe dair umutlarımızı diri tutabiliyor; umudumuzu diri tutabilmek için de sabrediyoruz.
Ve hepimiz bu dünyadan geçiyoruz aslında.
Geçip giderken de kendimize göre amaçlarımız, hedeflerimiz, gayelerimiz var.
Bunlar için mücadele verip, belki de çoğu zaman bunlar için yaşadığımız hissine kapılıyoruz.
Şunu da biliyoruz; hayat bizlere çoğu zaman pamuklara sarılı bir yaşam sunmuyor, sunmayacak da.
Şartlar çetin, mücadeleler zorluklarla dolu, yollar ise haddinden fazla engebeli.
Ancak hiçbir zorluk aşılmaz, hiçbir sıkıntı da baki değil.
Ayrıca bu hayatın önümüze çıkaracağı tüm zorluklar ile de başa çıkmak mecburiyetindeyiz.
Nasıl mı?
Sabırla…