KESK Bolu Şubeler Platformu adına Fatma Öztürk Koçyiğit, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada savaş, silahlanma, yoksulluk ve çatışma politikalarına tepki göstererek emek, barış ve demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden 87 yıl geçtiğini hatırlatan Koçyiğit, “1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başlayan, o dönem dünya nüfusunun yüzde 3’üne denk gelen en az 70 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden 87 yıl geçti. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü ne yazık ki bir kez daha savaşların, çatışmaların, silahlanmanın ve yoksulluğun gölgesinde karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.
“HALKLARIN YAŞAMI SAVAŞLARLA KUŞATILIYOR”
Dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşların milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Koçyiğit, “Dünyanın dört bir yanında halkların yaşamı savaşlarla kuşatılıyor. Gazze’den Ukrayna’ya, Lübnan’dan İran’a, Ortadoğu’dan dünyanın farklı coğrafyalarına kadar milyonlarca insan öldürülüyor, yaralanıyor, yerinden ediliyor. Kentler, hastaneler, okullar yıkılıyor; çocukların geleceği ellerinden alınıyor” dedi. Ortadoğu’daki çatışmalara da değinen Koçyiğit, bölgede devam eden gerilimin yeni çatışma ve mezhep savaşlarına zemin hazırladığı görüşünü dile getirdi.
“KADINLAR, ÇOCUKLAR VE GENÇLER DOĞRUDAN ETKİLENİYOR”
Savaşların en ağır sonuçlarından kadınların, çocukların ve gençlerin etkilendiğine dikkat çeken Koçyiğit, “Savaşın olduğu coğrafyalarda insanlığın tüm kazanımları yok edilirken kadınlar, çocuklar ve gençler savaşın ağır sonuçlarından en doğrudan etkilenen kesimler olmaktadır. Tecavüz, cinsel şiddet, işkence, mal varlıklarına el koyma, talan ve doğa katliamları yaygınlaştırılmaktadır. Savaş, kadınlar açısından yalnızca yaşam hakkına yönelik bir tehdit değil; erkek egemen şiddetin, cinsel saldırının, yoksulluğun, güvencesizliğin ve bakım yükünün ağırlaşması anlamına da gelmektedir” diye konuştu.
Zorla yerinden edilmelerin milyonlarca insanı göç yollarına sürüklediğini ifade eden Koçyiğit, özellikle kadınların ve çocukların göç sürecinde ağır koşullarla karşı karşıya kaldığını söyledi. Koçyiğit, “Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere milyonlarca insan sürgün yollarında tarifsiz acılar yaşamakta, sığınılan ülkelerde insanlık dışı koşullarda yaşamaya ve ucuz iş gücü olmaya zorlanmaktadır” ifadelerini kullanarak, göçmenlerin ekonomik ve toplumsal sorunların nedeni olarak gösterilmesinin ırkçılığı ve milliyetçiliği beslediğini savundu.
“SİLAH TEKELLERİNİN KASALARI DOLARKEN EMEKÇİLERİN SOFRASINDAKİ EKMEK KÜÇÜLÜYOR”
Savaşların temelinde ekonomik ve siyasi çıkar mücadelelerinin bulunduğunu belirten Koçyiğit, “Savaşların arkasında halkların çıkarları değil; emperyalist güçlerin paylaşım hesapları, enerji kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki rekabet, silah tekellerinin ve uluslararası sermayenin kâr hırsı bulunuyor” dedi.
Silahlanma harcamalarının emekçilerin yaşam koşullarına doğrudan yansıdığını savunan Koçyiğit, “Silaha ayrılan her milyar, halkın eğitiminden, sağlığından, sosyal güvenliğinden ve kamusal hizmetlerinden eksiliyor. Silah tekellerinin kasaları dolarken emekçilerin sofrasındaki ekmek küçülüyor. Cephelerde kaybettiklerimiz yoksul emekçi çocukları olurken savaş ekonomisinin faturası da vergilerle, düşük ücretlerle ve kemer sıkma politikalarıyla emekçilere kesiliyor” ifadelerine yer verdi.
NATO ZİRVESİ’NE ELEŞTİRİ
NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 37’nci Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Koçyiğit, zirvede alınan kararları eleştirdi. Koçyiğit, “Alınan ilk kararlardan biri, yeni savaşlar için NATO’ya ayrılan payların iki katına çıkarılması olmuştur. Ülkemiz siyasal iktidarı da halkın oluşturduğu bütçenin daha büyük bir payının NATO’ya aktarılmasına kabul vermiş oldu” ifadelerini kullanarak, Ankara Zirvesi’nin önümüzdeki dönemde özellikle Ortadoğu merkezli yeni bir savaş konseptinin işareti olduğunu savundu. Zirve döneminde savaş karşıtları ve muhaliflere yönelik operasyonların gerçekleştirildiğini de öne süren Koçyiğit, gözaltı ve tutuklamalara tepki gösterdi.
“KALICI BARIŞIN YOLU DEMOKRATİKLEŞMEDEN GEÇİYOR”
Türkiye’deki Kürt sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Koçyiğit, çatışmalı politikaların uzun yıllardır ağır sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Ülkemizde çözümsüz bırakılan Kürt sorunu ve bunun etrafında sürdürülen çatışmalı politikalar büyük bir insani, toplumsal, siyasal, ekolojik ve ekonomik yıkım yarattı. Binlerce insan yaşamını yitirdi. Yoksul ailelerin evlerine ölüm haberleri düştü. İnsanlar yerlerinden edildi, köyler boşaldı, doğa tahrip edildi. Savaşa ve güvenlik politikalarına devasa kamu kaynakları aktarıldı” dedi.
Güvenlikçi politikaların ülkenin tamamındaki siyasal ve toplumsal yaşamı etkilediğini savunan Koçyiğit, “Çatışmasızlıktan kalıcı barışa giden yol; demokratikleşmeden, adaletten, eşit yurttaşlıktan ve halkların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabilmesinden geçmektedir” ifadelerini kullandı.
“EMEK VE BARIŞ MÜCADELESİNİ HİÇBİR ZAMAN BİRBİRİNDEN AYIRMADIK”
KESK’in emek mücadelesi ile demokrasi ve barış mücadelesini birbirinden ayrı görmediğini vurgulayan Koçyiğit, “KESK olarak kuruluşumuzdan bugüne emek mücadelemiz ile demokrasi ve barış mücadelemizi hiçbir zaman birbirinden ayırmadık. Çünkü savaşa karşı barışı savunmak, aynı zamanda sermayenin sömürü ve talan düzenine karşı emeği savunmaktır. 1 Eylül vesilesiyle bir kez daha söylüyoruz: Sürdürülebilir bir barış ortamı biz emekçilerin fiili, meşru ve birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır” dedi.




