2026 YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından Eğitim Sen Bolu Şubesi Yürütme Kurulu tarafından değerlendirme yapıldı. YÖK ve YÖK Başkanı tarafından sonuçların “tarihi doluluk” ve Cumhurbaşkanı’nın liderliğinde gerçekleştirilen “büyük bir dönüşüm” olarak duyurulduğuna dikkat çekilen açıklamada, devlet üniversitelerindeki yüzde 99,5’lik doluluk oranının yükseköğretimdeki sorunları yansıtmadığı öne sürüldü.
Eğitim Sen açıklamasında, “Oysa verilere baktığımızda ne yazık ki bir başarıyı değil, yükseköğretime erişimin gitgide daraldığını ve eğitimdeki eşitsizliğin derinleştiğini görüyoruz” ifadelerine yer verdi.
“ARZI KISARAK ELDE EDİLEN DOLULUK BAŞARI ÖLÇÜTÜ OLAMAZ”
Devlet üniversitelerinde geçen yıl 5 bin 503 olan boş kontenjan sayısının bu yıl 2 bin 292’ye gerilediği belirtilen açıklamada, boş kontenjanlarda yüzde 58,3 oranında azalma yaşandığı kaydedildi.
Söz konusu tablonun kontenjanların daraltılması sonucunda ortaya çıktığı savunularak, “Ne var ki bu azalma kontenjanların daraltılmasıyla sağlanmıştır. YÖK Başkanı’nın hukuk, eczacılık, diş hekimliği, psikoloji ve öğretmenlik programlarında kontenjanların ‘yeniden düzenlendiğini’ ifade etmesi, bu daralmanın açık itirafıdır” denildi.
Eğitim Sen, “Arzı kısarak elde edilen yüzde 100 doluluk bir başarı ölçütü olamaz” ifadelerini kullanarak kontenjanlardaki azalmanın taban puanları ve başarı sıralamalarını yükselttiğini savundu.
Açıklamada, “Kontenjanın azaltıldığı her programda binlerce genç aynı sıralara girebilmek için çok daha ağır bir eleme baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla bu doluluğun altında eğitime erişimin gitgide daraldığı açığa çıkmaktadır” ifadelerine yer verildi.
“SONUÇLARIN GİZLENEN ASIL YÜZÜ SİSTEMİN DIŞINA İTİLEN MİLYONLARDIR”
YKS’ye katılan ve tercih yapan aday sayılarına da dikkat çekilen açıklamada, 2026 YKS’ye giren 2 milyon 255 bin 76 adaydan 2 milyon 187 bin 747’sinin yerleştirme puanının hesaplandığı, ancak yalnızca 1 milyon 279 bin 439 adayın tercihte bulunduğu belirtildi.
Tercih hakkına sahip olduğu halde tercih yapmayanların oranının tüm adaylarda yüzde 41,5’e, son sınıf öğrencilerinde ise yüzde 45,7’ye ulaştığı aktarıldı. Yurt içindeki devlet ve vakıf üniversitelerinin örgün ön lisans ve lisans programlarına yerleşebilen aday sayısının ise 619 bin 766’da kaldığı ifade edildi.
Eğitim Sen, “Sonuçların gizlenen asıl yüzü sistemin dışına itilen milyonlardır” değerlendirmesinde bulunarak, “Adayların neredeyse yarısının önünde bir tercih hakkı dururken bundan vazgeçmesi, eğitim yoluyla hayatını değiştirebileceğine ve güvenceli bir gelecek kurabileceğine dair inancın kalmadığının işaretidir” ifadelerini kullandı.
“EĞİTİMİN TİCARİLEŞMESİNİN GELDİĞİ DÜZEYİ GÖSTERİYOR”
Vakıf üniversitelerindeki doluluk oranlarına da değinilen açıklamada, devlet üniversitelerinde doluluk yüzde 99’u aşarken vakıf üniversitelerinde bu oranın yüzde 79,7 seviyesinde kaldığına dikkat çekildi.
Eğitim Sen, “Vakıf üniversitelerindeki görünüm ise eğitimin ticarileşmesinin geldiği düzeyi bir kez daha gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullanırken, vakıf üniversitelerindeki boş kontenjanların temel nedeninin yüksek öğrenim ücretleri ile artan barınma ve yaşam maliyetleri olduğunu savundu.
Açıklamada, “Yoksul ve dar gelirli aileleri en baştan dışarıda bırakan bu piyasacı durum bir yanda devlet üniversitelerinde olağanüstü bir rekabet, diğer yanda ailelerin ve öğrencilerin borçlanmasıyla ayakta duran bir ‘eğitim piyasası’ üretmektedir” denildi.
“PARLAK ADLARLA AÇILAN PROGRAMLAR KRİZİ ÖRTMEYE YETMEZ”
YÖK tarafından yapay zekâ, veri bilimi ve siber güvenlik gibi “geleceğin meslekleri” başlığı altında açılan programların yüzde 100 dolmasına ilişkin de değerlendirmede bulunuldu.
Eğitim Sen, “YÖK’ün yapay zekâ, veri bilimi ve siber güvenlik gibi ‘geleceğin meslekleri’ başlığı altında açtığı programların yüzde 100 dolmasını bir başarı hikâyesi olarak sunması da gerçeği değiştirmemektedir” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, “Parlak adlarla açılan programlar eğitim sisteminin yapısal krizini örtmeye yetmez” denilerek sınavlardaki genel başarı düzeyinin de değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
“ÜNİVERSİTE GÜVENLİ BİR GELECEK UMUDU OLMAKTAN UZAKLAŞIYOR”
Üniversiteye yerleşmenin öğrencilerin karşı karşıya bulunduğu sorunları sona erdirmediği belirtilen açıklamada, “Bir programa yerleşmek, gençler için sürecin sonu değil başlangıcıdır” ifadelerine yer verildi.
Hayat pahalılığı karşısında öğrencilerin barınma, ulaşım ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı savunularak, “Borçlanmadan öğrenimini sürdüremeyen ve mezuniyetin ardından diplomalı işsizlikle yüzleşen öğrenciler için üniversite güvenli bir gelecek umudu olmaktan hızla uzaklaşmaktadır” denildi.
“YÜKSEKÖĞRETİM BİR AYRICALIK DEĞİL, HAKTIR”
Eğitim Sen Bolu Şubesi, yükseköğretim sistemine ilişkin taleplerini de sıralayarak, “Yükseköğretim bir ayrıcalık değil, herkes için eşit biçimde sağlanması gereken bir hak olmalıdır” çağrısında bulundu.
“Yükseköğretimde rekabetçi anlayış yerine tüm gençler için kapsayıcı, eşitlikçi ve kamusal bir sistem kurulmalıdır” denilen açıklamada, üniversiteye girişteki elemeci sınav sisteminin terk edilmesi ve kontenjanların “ticari kaygılarla değil, öğrencilerin ve toplumun ihtiyaçlarına göre” planlanması gerektiği ifade edildi.
Vakıf üniversitelerinin etkin biçimde denetlenmesi, parasız ve nitelikli eğitim olanaklarının güçlendirilmesi, öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım ve burs sorunlarının çözülmesi ve devlet yurtlarının sayısının artırılması talep edildi.
Açıklamada ayrıca, “Hiçbir genç yoksulluğa ve geleceksizliğe mahkûm edilmemelidir” denilirken, genç mezunların güvenceli işlere erişimini sağlayacak istihdam politikalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.
“GENÇLERİN GELECEĞİ DOLULUK İSTATİSTİKLERİNE TERK EDİLEMEZ”
YÖK’ün kapatılması yönündeki taleplerini de yineleyen Eğitim Sen Bolu Şubesi, yerine “demokratik, özerk, özgürlükçü ve çoğulcu bir yükseköğretim düzeni” kurulması gerektiğini savundu.
Eğitim Sen Bolu Şubesi Yürütme Kurulu açıklamasını, “Gençlerin geleceği ‘doluluk istatistikleri’nin arkasına gizlenen eşitsizliklere terk edilemez. Eğitim Sen olarak, yükseköğretimin piyasanın ve rekabetin değil toplumun ihtiyaçlarını esas aldığı; herkes için parasız, kamusal, bilimsel, demokratik ve özgür bir üniversite düzeni kurulması için mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadeleriyle tamamladı.




