Eğitim-İş Bolu Şube Başkanı Erkan Korkmaz, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan ve 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırıya ilişkin basın açıklaması yaptı. Çocukların eğitim görmek için evlerinden çıktıktan sonra daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldığını belirten Korkmaz, olayın okul güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri ortaya çıkardığını söyledi.
“GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN NEDEN ALINMADIĞINI SORMAK ZORUNDAYIZ”
Saldırının yaşandığı okulun güvenlik açısından “1. derece riskli okul” olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Korkmaz, riskin önceden tespit edilmiş olmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını savundu. Korkmaz, “Yaşananları daha da vahim hale getiren ise bu okulun güvenlik açısından 1. derece riskli okul olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Okulların çocuklarımız açısından ‘riskli alanlar’ olarak sınıflandırılmak zorunda kalması başlı başına ciddi bir sorundur. Ancak madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir” ifadelerini kullandı.
“7 BAKANLIK SORUMLULUĞUN DA ARKASINDA DURACAK MI?”
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıları hatırlatan Korkmaz, yaz tatili döneminin risklerin belirlenmesi ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla değerlendirilebileceğini ifade etti. Okullar açıldıktan sonra 7 bakanlığın okul güvenliğine ilişkin protokol imzaladığını belirten Korkmaz, “Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından önümüzde iki aylık yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılabilirdi. Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçerek güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzaladı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur. 7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır?” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR ŞİDDETİ İCAT ETMEZ, TOPLUMDAN ÖĞRENİR”
Saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim sürecinin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Korkmaz, örgün eğitimden uzaklaşan çocukların takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Korkmaz, “Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyor, okulda kendisini değerli ve ait hissetmiyor, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir. Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir. Mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğidir. Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur. Eğitimden uzaklaşan çocuğu kimin takip ettiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığı, ailesi desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır. Şiddet riski ortaya çıktığında okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır. Ve bütün bunların sonunda mesele, bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir” dedi.
“GÜÇLÜ BİR ÇOCUK KORUMA SİSTEMİ GEREKLİDİR”
Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çağrıda bulunan Korkmaz, okullardaki rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesini ve risk altındaki çocukları erken dönemde tespit edecek bir sistem kurulmasını istedi. Korkmaz, “Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden etkili mekanizmalar işletilmiyor? Eğitimden uzaklaşan çocuğu yeniden kazanmak da kamunun sorumluluğudur. Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sistemi gereklidir. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocuklar takip edilmelidir. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizması kurulmalıdır” ifadelerine yer verdi.
“PROTOKOL ANCAK SAHADA KARŞILIĞI VARSA ANLAMLIDIR”
Bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeye de dikkat çeken Korkmaz, önleyici mekanizmaların neden işlemediğinin sorgulanması gerektiğini belirterek, “Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak mesele yalnızca bireysel silahlanma değildir. Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi? Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.” ifadelerine yer verdi.
“GÜVENLİ OKUL YALNIZCA KAPISINDA GÜVENLİK GÖREVLİSİ BULUNAN OKUL DEĞİLDİR”
Okul güvenliğinin yalnızca polisiye tedbirler üzerinden ele alınmaması gerektiğini kaydeden Korkmaz; PDR uzmanları, psikologlar, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarının dahil olduğu kapsamlı bir sistem kurulmasını istedi. Korkmaz, “Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli; çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarıyla güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir” dedi.
Korkmaz sözlerini, “Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği; öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu; zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği; yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur. Kısacası çözüm, çocuğu yalnızca öğrenci olarak değil, bir bütün olarak gören kamusal politikalardadır” şeklinde sürdürdü.
“ÇOCUKLARIMIZIN GÜVENLİĞİ SAĞLANANA KADAR GÜNDEMDE TUTACAĞIZ”
Eğitim-İş olarak “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebiyle ülke genelinde eylemler gerçekleştirdiklerini belirten Korkmaz, “Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadan görev yaptığı okullar istiyoruz. Bunun için ‘Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim’ talebimizi yükseltiyor, okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz. Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır. Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Ve bunun takipçisi olacağız. En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına ‘istifa’ diyoruz!” ifadelerini kullandı.





