Bazı maçlar vardır, skor tabelasına bakarak anlayamazsınız.
Bazı galibiyetler vardır, üç puandan çok daha fazlasını anlatır.
İşte Vanspor karşısında alınan galibiyet, Boluspor için tam da böyle bir maçtı.
Bu karşılaşma sadece rakibe karşı oynanmadı.
Bu maç; yokluğa, sessizliğe, sahipsizliğe ve unutulmuşluğa karşı oynandı.
Sahada 11 futbolcu vardı ama sırtlarında bir şehrin yükünü taşıyorlardı. Maaşını alamayan, geleceğini bilmeyen, yarın ne olacağını kestiremeyen futbolcular… Buna rağmen formayı giyip sahaya çıktılar. Çünkü Boluspor, onlar için sadece bir sözleşme değil; bir onur meselesiydi.
Tribünler belki dolu değildi.
Ama sahadaki mücadele haykırıyordu.
Kolaydır uzaktan konuşmak.
Zordur içeride kalıp yük taşımak.
Vanspor galibiyeti, işte bu yüzden bir “normal galibiyet” değildir. Bu, sahadaki futbolcuların yönetime; yönetimin de şehre attığı sessiz bir imzadır:
“Biz buradayız, hâlâ ayaktayız.”
Bu galibiyet;
“Pes etmiyoruz” demenin,
“Unutulduk ama vazgeçmedik” demenin adıdır.
Her pas biraz isyan,
Her ikili mücadele biraz kırgınlık,
Gol biraz gözyaşıydı belki…
Boluspor, yalnız bırakıldığı bir dönemde karakter kazandı. Çünkü bu takım, alkıştan çok inada oynadı. Kimsenin sahip çıkmadığı anlarda, kendi kendine tutundu.
Şimdi bu galibiyetin ardından sorulması gereken soru şudur:
Bu mücadeleyi sadece futbolcular ve birkaç yönetici mi taşıyacak?
Yoksa bu şehir, artık yalnızlığı bölüşecek mi?
Vanspor karşısında kazanılan bu maç; bir sonuç değil, bir hatırlatmadır. Boluspor hâlâ burada. Ama ne kadar yalnız bırakılacağı, bundan sonra bu şehrin vicdanına kalmıştır.
Çünkü bazı galibiyetler kutlanmaz…
Bazıları düşündürür.
Ve bu galibiyet, Bolu’ya uzun uzun düşünmesi gereken bir aynayı tutmuştur.
BU ŞEHİR BOLUSPOR’U NE ZAMAN HATIRLAYACAK?
Bolu, bir kış şehri… Soğuğu serttir ama insanı sıcak bilinir. Ne var ki konu Boluspor olunca, bu şehrin hafızası da vicdanı da zaman zaman donuyor. Her kötü gidişte “neden olmuyor” diye soran, her kriz anında başını çeviren, başarı gelince ise vitrine çıkan bir şehir fotoğrafı var karşımızda.
Peki soralım açıkça:
Bu şehir Boluspor’u ne zaman hatırlayacak?
Sadece galibiyetlerden sonra mı?
Sadece play-off kapısı aralandığında mı?
Yoksa sosyal medyada paylaşılacak bir skor çıktığında mı?
Boluspor yıllardır sadece rakiplerle değil, yalnızlıkla da mücadele ediyor. Yönetimsel boşluklar, ekonomik darboğazlar, ödenemeyen maaşlar… Bunlar artık bir istisna değil, kulübün neredeyse “rutin” gündemi. Ama işin en acı tarafı şu: Sahada ter döken futbolcular, kulübün armasını taşıyan gençler, bu yükü taşırken tribünlerin, şehrin ve yerel dinamiklerin sessizliği giderek daha ağır bir hale geliyor.
Bir futbol kulübü sadece 11 oyuncudan ibaret değildir.
Bir kulüp; şehirle yaşar, şehirle nefes alır.
Ama Boluspor yıllardır nefessiz bırakılıyor.
Çünkü Boluspor’un yaşadığı sorunlar sadece yönetimlerin değil, bu şehrin ortak sorumluluğudur.
Yerel yöneticiler…
İş insanları…
Sivil toplum kuruluşları…
Ve elbette taraftar…
Herkesin aynaya bakması gereken bir dönemden geçiyoruz.
Boluspor bu şehrin en büyük marka değerlerinden biridir. Yıllarca Süper Lig hayali kurmuş, Türk futboluna sayısız oyuncu kazandırmış bir kulüpten bahsediyoruz. Ama bugün o kulüp, ayakta kalabilmek için adeta “unutulmamanın” mücadelesini veriyor.
Sorun sadece para değil.
Sorun sahipsizlik hissi.
Bir şehir, kendi takımına bu kadar mesafeli durursa; o takım da yalnız kalır, kırılır, yorulur. Buna rağmen sahada mücadele eden futbolcular varsa, işte onlara saygı duymak zorundayız. Çünkü onlar, Boluspor’u bu şehrin hatırlamadığı anlarda bile hatırlatmaya devam ediyor.
Belki de asıl soru şudur:
Boluspor’u hatırlamak için daha ne olması gerekiyor?
Düşmek mi?
Kaybolmak mı?
Yoksa tamamen yok olmak mı?
Umarım bu şehir, Boluspor’u bir gün geç olmadan hatırlar. Çünkü futbol kulüpleri kaybedildiğinde, sadece bir takım değil; bir şehrin hafızası, gururu ve ortak paydası da kaybolur.
Ve o zaman soracak kimse kalmaz:
“Bu şehir Boluspor’u ne zaman hatırlayacak?”