‘Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,

Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!’

Ben bir başka pencereden baktım Neyzen Tevfik’in bu dizelerine. Sazı devletime, mızrabı yönetenlerimize benzettim.

Tellerini ise biz seçmenlere…

Ve ‘Sazın telleri hemşerimiz Neyzen’in dediği gibi değişmiş olsaydı, daha güzel türküler dinlerdik’ dedim kendi kendime.

Çünkü günümüzde sazın telleri olan bizler bir türlü kendimizi geliştiremiyoruz, değiştiremiyoruz.

Gerçek değişimin yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya başladığını unutuyoruz. Zihniyetlerimizi değiştirmez, değerlerimizi yenilemez, sorumluluk bilincine erişemez isek, hiçbir türkünün yeni bir türkü olmayacağını idrak edemiyoruz.

***

Hem genel hem de yerel siyasette isimler değişiyor, sloganlar değişiyor, yeni yüzler geliyor, yeni sözler veriliyor. Ama bu değişim ne yazıktır ki hep vitrinde kalıyor.

Ancak beklediğimiz hak, hukuk, adalet anlayışı gelmiyor. Liyakat ölçüsü bir türlü tutturulamıyor.

Sonrasında ise yaptığımız suçu sadece ‘yumruk yine o yumruk’ diyerek yönetenlere atmak…

Ama bence doğru bu değil!

Doğru; sazı tutan ve istediği gibi vuran ellerde değil, doğru; sokaklarda, evlerde olan bizlerin zihinlerinde.

Yani sazın tellerinde…

***

Yanlışı bizden biri yapınca görmezden gelen, çıkarı için susmayı tercih eden, günü kurtarıp yarını düşünmeyen bir toplumda mızraplar değişse ne değişmese ne?

Bakıyorum da sağıma soluma, hem genelde hem de yerelde herkes ‘adalet’ diyor, ‘liyakat’ istiyor. Herkes ‘Nereye gidiyoruz, derdimize bir çare?’ diye birbirine soruyor.

Ancak yapılan ahlaksızlıkları görmezden geliyor, sonrasında ise dudaklarından ’Bizden öncekilerde böyleydi’, ‘Sizinkilerde yapıyordu’ ifadeleri dökülüyor.

Bu cümlelerin ahlaksızlığı meşrulaştırdığını, mızrabı tutan elleri rahatlattığını, kalkan haline getirdiğini unutuyor.

***

Kadim bir saz düşünün, duvara yaslanmış yılların yükünü taşıyan bir saz. Daha güzel melodiler çalmasını bekliyor mızraptan.

Da…

Beyhude!

Çünkü bizler değişen elleri alkışlıyor, yeni mızraba umut yüklüyoruz. Oysa teller aynı yerde, aynı gerginlikte pası silinmemiş, gevşekliği giderilmemiş bir halde.

Belki artık şunu kabul etmeliyiz; türkü değişmiyorsa, sorun mızrap tutan ellerde değil, onu taşıyan tellerde.

Yani her mızrabın tellerin izin verdiği kadar ses çıkaracağını idrak etmede ve de ‘ Kimleri getirmeliyiz?’ değil, ‘Biz neyi, neleri değiştirmeliyiz?’ şuuruna ermede…

***

Kısacası, mızrabı tutan ellerden iyi türküler bekliyorsak; değişmeyen alışkanlıklarımızı, kökleşmiş anlayışlarımızı, zihniyetlerimizi değiştirmeliyiz.

Yoksa mızrabı tutan eller vurdukça sazın tellerine ‘Kimseye etmem şikâyet. Ağlarım ben halime. Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime’ şarkısını hep beraberce eşlik etmeye devam ederiz.