Evet, bir haftalık kısa bayram tatilinin ardından yine karşımda, benden bir şeyler anlatmamı bekleyen boş bir sayfa var. Ve başlıyorum… En sevdiğim ve beni mutlu eden işlerden birini yapmaya, yazmaya başlıyorum.

Aslında hayatta bir insanın mutlu olduğu işi yapması ve mutlu olduğu insanlarla birlikte olması ne kadar önemli, değil mi? Ben bu konuda biraz şanslıyım sanırım. Sevdiğim işi, birlikte zaman geçirmekten keyif aldığım insanlarla yapıyorum.

Hazır mutluluktan söz açılmışken, size bir soru sorsam: “Siz mutlu musunuz?” Cevabınız ne olurdu?

Şimdi böyle sorunca, yıllar önce Okan Bayülgen’in programında yayınlanan bir sokak röportajı aklıma geldi. Yolda yürüyen bir adama muhabir “Mutlu musunuz?” diye soruyordu. Adamın verdiği cevap ise şöyleydi:
Kızım sanane, o hanımla bizim aramızda… seni ilgilendirmez.

Bu cevap karşısında programdakiler kahkahalara boğulmuştu. Ben de o an gülmüştüm. Ama sonradan düşündüğümde aslında bunun pek de komik olmadığını fark ettim.

Belki de o adam mutluluğu sadece hayatının küçük bir kısmına sıkıştırmıştı. Düşünsenize… Günümüzde pek çok insan “mutluluk” denince benzer bir cevap vermez mi?

İşimizde mutlu değiliz, sokakta mutlu değiliz, akşam televizyon başına geçtiğimizde iç açıcı haberler almıyoruz. Ekonomik sıkıntılar ortada, gelecek kaygısı ortada…

Böyle olunca insanın mutluluğu dar bir alana hapsetmesi şaşırtıcı değil. Çünkü aklına gelen tek yer, gerçekten mutlu olabildiği o dar alan oluyor.

Oysa bu böyle olmamalı. İnsanlar hayatın her alanında küçük de olsa mutluluk bulabilmeli. Hatta bu durum, sadece bireysel değil toplumsal olarak da ele alınmalı; mutsuzluğa neden olan etkenler araştırılmalı ve azaltılmaya çalışılmalı.

Günümüzde mutsuzluğun sebeplerinden biri de bence sosyal medya. “Sosyal medya insanı neden mutsuz etsin?” diye düşünebilirsiniz. Ama algoritmalar ve paylaşımlar, insanlara sürekli bir şeyleri eksikmiş gibi hissettiriyor.

Birileri bir ürün kullanıyor, bir şeyler alıyor, bir hayat yaşıyor… İnsan da ister istemez “Onda var, bende neden yok?” diye düşünmeye başlıyor. İhtiyacı olmasa bile alıyor, alıyor… Bir noktadan sonra şartlar yetmemeye başlıyor. Alamadıkça da kendini eksik ve mutsuz hissediyor.

Oysa insan mutlu olmak için o kadar çok şeye ihtiyaç duyan bir varlık değildir. Ben kendimden örnek vereyim: Bazen bir gülümseme, kısacık bir mesaj bile mutlu olmam için yeterlidir. Bir çiçeğin açması ya da uğraştığım balıkların yavrulaması… Emek verdiğim şeylerin karşılık vermesi beni mutlu eder.

Bir engellenen birey olarak, mutlu olmak için çok büyük şeylere ihtiyacım yoktur.

Aslında bu konu herkes için önemli ama engellenen bireyler için çok daha hassas bir noktadır. Çünkü tüm zorluklara rağmen mutlu olmayı öğrenmek, hayatı sürdürebilmenin en önemli yollarından biridir.

Maalesef günümüzde bunu unutmaya başladık. Şimdi bazıları “Mutlu olmaya bile vaktimiz yok” diyecektir. Ama bunu söyleyenler, farkında olmadan hayatlarını ıskalıyor.

Engellenen bireyleri ve ailelerini gözlemlediğimizde bu durumu sıkça görürüz. En kolay yol seçilir: “Al şu tableti, telefonu, beni rahat bırak.”

Ama bu şekilde kimse gerçekten mutlu olmaz.

Artık engellenen bireyleri susturmak için tablet ve telefonları bir araç gibi kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Bazen sıcacık bir gülümseme, samimi bir sarılma; inanın her şeyden daha değerlidir ve çok daha kalıcı bir mutluluk sağlar.

Günümüzde sıkça duyduğumuz “mutluluk hormonu” diye bir kavram var. Aslında tek bir hormon insanı mutlu etmez. Araştırmalara göre, kendimizi iyi hissettiğimiz anlarda; sevdiğimiz insanlarla birlikteyken, güvende hissettiğimizde ya da bir işi başarıyla tamamladığımızda birden fazla hormon birlikte çalışır ve biz o anı “mutluluk” olarak hissederiz.

Bu yüzden, başta bahsettiğim röportajdaki amca gibi mutluluğu dar alanlara sıkıştırmamak gerekir.

Çünkü aslında eksik olan mutluluk değil… onu fark etmemek ve hayatı ıskalamaktır.

Yazan: Onur Ustaoğlu – Seslendiren: Fatma Gül Demir – Bolçi’nin Katkılarıyla Bolu Olay Gündem Gazetesi Konuşan Yazılar…